Kur’an çalışması
4

Nisâ

النِّسَاءِ

176 âyet iniş 92 cüz 4 sayfa 77

Önceki Sonraki
← Önceki Nisâ 101 sayfa 94 · Diyanet tefsir grubu 101 Sonraki →

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِی الْاَرْضِ فَلَیْسَ عَلَیْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِࣗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ یَفْتِنَكُمُ الَّذٖینَ كَفَرُواؕ اِنَّ الْكَافِرٖینَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبٖینًا

Diyanet meali

Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

Kelime meali

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ Sefere çıktığınız zaman
فِی الْاَرْضِ Yeryüzünde
فَلَیْسَ Yoktur
عَلَیْكُمْ Sizin üzerinize
جُنَاحٌ Bir günah
اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ Kısaltmanız konusunda
الصَّلٰوةِࣗ Namazdan
اِنْ خِفْتُمْ Şayet korkar- sanız
اَنْ یَفْتِنَكُمُ Size kötülük et- mesinden
الَّذٖینَ O kimse- lerin ki
كَفَرُواؕ Onlar ka r oldular
اِنَّ الْكَافِرٖینَ Kuşkusuz ka rler
كَانُوا Daima oldular
لَكُمْ Sizin için
عَدُوًّا Bir düşman
مُبٖینًا Apaçık

Hicretle ilgili âyetlerden sonra savaş ve sefer hallerinde namazın nasıl kılınacağı konusu açıklanmıştır. Çünkü hicret uzun yolculuğu gerektirmektedir, savaş da silâhların başından ayrılmamayı, düşmana karşı tetikte olmayı veya fiilen çarpışmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Bütün bu hallerde akla gelen soru, müslümanların en önemli ibadetleri olan namazın ne olacağıdır? Terk mi edilecektir, kazâya mı bırakılacak, imkânların elverdiği ölçüde ve şekilde vakti içinde cemaatle mi kılınacaktır?

Kur’an-ı Kerîm’in bu sorulara verdiği cevap açıktır: Sefer halinde namaz kısaltılacak, düşmanın karşısında bile olsalar müslümanlar iki gruba ayrılarak hem nöbete ve savaş halinin icabı olan önlemleri almaya devam edecekler hem de sırayla imamın arkasına gelerek bir rek‘atı imamın arkasında, bir rek‘atı da kendi başlarına kılacaklardır. İnsanların yaratılış amacı Allah’a kulluktur, namaz Allah’a kulluğun benzeri bulunmaz bir aracıdır. Şuuru yerinde olan her mümin, savaş halinde bile imkânların elverdiği ölçüde –eksilterek de olsa– namazı eda edecektir. Esasla ilgili olarak bu açıklığın dışında kalan detayları da Hz. Peygamber’in sünneti tamamlamış, akla gelecek soruları o cevaplandırmıştır.

101 ve 102. âyetlerle ilgili hadisler birlikte ele alındığında karşımıza iki namaz şekli çıkmaktadır: Yolcu namazı (seferî namaz) ve korku namazı (salâtü’l-havf). 101. âyet korku namazı hakkında açık bir delil, bir tehlike söz konusu olmadan kısaltılan yolcu namazı hakkında ise nisbeten üstü kapalı bir delildir; yolcu namazını sünnet açıklığa kavuşturmuştur. “Biz Kur’an’da korku namazıyla yolcu olmayanların namazını buluyoruz, fakat yolcu namazını göremiyoruz” şeklindeki bir soru üzerine Abdullah b. Ömer’in yaptığı şu açıklama da bu anlayışı desteklemektedir: “ Biz hiçbir şey bilmez iken Allah Teâlâ Muhammed’i peygamber olarak gönderdi; biz ancak onun yaptığını görüp yapıyoruz” (el-Muvatta’, “Kasrü’s-salât”, 7).

Hz. Âişe’nin “Namaz yolculukta olsun, kişinin devamlı oturduğu yerde olsun ikişer rek‘at olarak farz kılındı, sonra yolculukta iki rek‘at olduğu gibi bırakıldı, yolcu olmayanlar için ise rek‘atlar arttırıldı” (el-Muvatta’, “Kasrü’s-salât”, 8) şeklindeki bir ifadesini de göz önüne alan tefsirciler âyeti şöyle açıklamışlardır: Dört rek‘atlı farz namazlar başlangıçta ikişer rek‘atlı idi. Hicretin başında öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dörder rek‘ata çıkarıldı. İlk yıllarda genel olarak savaş ve sefer yoktu, birkaç yıl sonra savaş için seferler başlayınca bu âyet geldi ve “namazın kısaltılarak iki rek‘at kılınmasında günah bulunmadığını” bildirdi. Hz. Âişe “Seferde olduğu gibi bırakıldı” derken “yolculukta, ilk farz kılınan rek‘at sayılarının değiştirilmediğini” ifade etmektedir; bundan da anlaşılan “hicretten sonra yolculukta namazın hiçbir zaman dört rek‘at olarak kılınmadığıdır.”

Yolcu namazının kısaltılması hükmü hicretin 4. yılında açıklanmıştır. Bu tesbit, “ikinci yıl, hicretten kırk gün sonra” şeklindeki tesbitlerden daha sıhhatlidir. 102. âyette açıklanan korku namazı ise hicretin 6 ile 7. yılları arasında cereyan eden Zâtürrika‘ Gazvesi’nde uygulanmış ve ilk kılınan korku namazı da bir ikindi namazı olmuştur.

Tefsircilerin cevap aradıkları bir soru da âyette geçen “korkarsanız” kaydıdır. Böyle bir korkunun bulunmaması halinde yani savaş maksadı ve tehlikesinin bulunmadığı yolculuklarda dört rek‘atlı farzların iki rek‘at olarak (kasredilerek) kılınmasının delili nedir? Âyetten böyle bir delâlet çıkaramayan birkaç müctehid “Normal yolculuklarda namaz kısaltılamaz” demişlerdir. Ancak bunların ilgili hadisleri görmedikleri veya sahih bir yoldan elde edemedikleri anlaşılmaktadır. Çünkü birçok sahih hadis ve yaygın sünnet normal yolculuk hallerinde de hem cem‘in (öğle ile ikindinin ikisinden birinin vaktinde arka arkaya, akşam ile yatsının da yine ikisinden birinin vaktinde arka arkaya kılınması) hem de kasrın (dört rek‘atlı farzları ikiye indirerek kılma) câiz olduğunu göstermektedir. Müslim’in rivayet ettiği bir hadise göre Ya‘lâ b. Ümeyye bu konuyu Hz. Ömer’e şöyle sormuştu: “Allah ‘korkarsanız’ diyor, ama artık bu durum ortadan kalktı, ne dersiniz?” Hz. Ömer’in cevabı şu olmuştur: “Ben de senin gibi bu işi garip buldum ve Hz. Peygamber’e sordum; ‘Bu Allah’ın size bir sadakasıdır, öyleyse siz de O’nun sadakasını kabul edin’ buyurdular” (“Salâtü’l-müsâfirîn”, 4). Bu hadisten yola çıkarak tutarlı bir açıklama yapan İbn Âşûr özetle şöyle demektedir: Korku ve tehlike bulunduğunda namazı kısaltmak ruhsattır, Allah’ın kulları için bir kolaylık lutfetmesidir. Tehlikesiz yolculuklarda namazı kısaltma izni ise bir sadakadır. O’nun ruhsatı da, sadakası da reddedilmemelidir. 101. âyet, daha önce sünnet yoluyla meşrû kılınan “tehlikesiz yolculuklarda da kısaltmanın câiz olduğu” hükmünü tekrarlamış ve bunu 102. âyette gelecek olan korku namazının nasıl kılınacağı konusuna bir giriş kılmıştır. Mesele bundan ibarettir; iki kılmanın vâcip veya sünnet olduğunu ispat için bazı fakihlerin yaptıkları zorlama te’villere gerek yoktur (V, 184).

“Korku namazı gafil avlanma, baskına uğrama gibi muhtemel tehlikeye mi mahsustur yoksa fiilen çarpışma devam ederken de kılınabilir mi?” sorusuna da müctehidler farklı cevaplar vermişlerdir. Hanefîler’e göre fiilen çarpışma devam ederken namaz kılınamaz; çünkü Resûlullah Hendek Savaşı’nda dört namazı ertelemiş, çarpışma devam ederken kılmamıştır (meselâ bk. Buhârî, “Megāzî”, 29; el-Muvatta’, “Salâtü’l-havf”, 4). Ayrıca çarpışmanın gerektirdiği hareketlerle namazı bağdaştırmak mümkün değildir; bu hareketler namazı bozar. Diğer müctehidler içinde “Rükû ve secde yapamayacak durumda olanlar îmâ ile kılarlar”, “Her rek‘at yerine bir defa tekbir alarak kılmış olurlar”, “Az hareket namazı bozmaz, çok hareket bozar” diyenler olmuştur (Cessâs, II, 263). Namazın belli vakitler içinde eda edilen bir ibadet olduğunu belirten âyet göz önüne alındığında, mazeret sebebiyle bazı kısımları eksik yapılsa bile savaş halinde de –imkânlar hangi şekilde kılmaya izin veriyorsa– o şekilde ve zamanında kılmanın maksada daha uygun olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 129-131

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Bakara 2/183 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَیْكُمُ الصِّیَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

Bakara 2/184 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَیَّامًا مَعْدُودَاتٍؕ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرٖیضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَیَّامٍ اُخَرَؕ وَعَلَى الَّذٖینَ یُطٖیقُونَهُ فِدْیَةٌ طَعَامُ مِسْكٖینٍؕ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَیْرًا فَهُوَ خَیْرٌ لَهُؕ وَاَنْ تَصُومُوا خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

Bakara 2/191 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَاقْتُلُوهُمْ حَیْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَیْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى یُقَاتِلُوكُمْ فٖیهِۚ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْؕ كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِرٖینَ

Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke'den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

Bakara 2/192 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖیمٌ

Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Mâide 5/6 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَیْدِیَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ࣒سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَیْنِؕ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواؕ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَیَمَّمُوا صَعٖیدًا طَیِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَیْدٖیكُمْ مِنْهُؕ مَا یُرٖیدُ اللّٰهُ لِیَجْعَلَ عَلَیْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ یُرٖیدُ لِیُطَهِّرَكُمْ وَلِیُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَیْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Aşağıdaki cümleler Diyanet tefsir metninden alınmıştır.

biz ancak onun yaptığını görüp yapıyoruz” (el-Muvatta', “Kasrü's-salât”, 7).

Âişe'nin “Namaz yolculukta olsun, kişinin devamlı oturduğu yerde olsun ikişer rek'at olarak farz kılındı, sonra yolculukta iki rek'at olduğu gibi bırakıldı, yolcu olmayanlar için ise rek'atlar arttırıldı” (el-Muvatta', “Kasrü's-salât”, 8) şeklindeki bir ifadesini de göz önüne alan tefsirciler âyeti şöyle açıklamışlardır: Dört rek'atlı farz namazlar başlangıçta ikişer rek'atlı idi.

Müslim'in rivayet ettiği bir hadise göre Ya'lâ b.

el-Muvatta', “Salâtü'l-havf”, 4).

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?