Kur’an çalışması
9

Tevbe

التَّوْبَةِ

129 âyet iniş 113 cüz 10 sayfa 187

Önceki Sonraki
← Önceki Tevbe 103 sayfa 203 · Diyanet tefsir grubu 103 Sonraki →

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّٖیهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَیْهِمْؕ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْؕ وَاللّٰهُ سَمٖیعٌ عَلٖیمٌ

Diyanet meali

Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Kelime meali

خُذْ Al
مِنْ اَمْوَالِهِمْ Onların malla- rından
صَدَقَةً Sadaka
تُطَهِّرُهُمْ Onları temizler olduğun halde
وَتُزَكّٖیهِمْ Ve onları arındı- rır olduğun halde
بِهَا O sada- kayla
وَصَلِّ Ve dua et
عَلَیْهِمْؕ Onlara
اِنَّ صَلٰوتَكَ Muhakkak ki se- nin duan
سَكَنٌ Bir sü- kunettir
لَهُمْؕ Onlar için
وَاللّٰهُ Allah
سَمٖیعٌ Her şeyi işiten
عَلٖیمٌ Her şeyi bilendir

İmkânları olduğu halde Tebük Seferi’ne katılmayan ve bunun pişmanlığını yaşayan kişiler, mallarını getirip Resûlullah’a takdim etmişler, kendilerini arındırmak üzere bunları almasını ve sadaka olarak dağıtmasını, bir de bağışlanmaları için dua etmesini istemişlerdi. Hz. Peygamber ise kendisine böyle bir şey emredilmediğini ve onların mallarından alamayacağını söyledi. Âyet bunun üzerine indi (Taberî, XI, 16-18). Âyeti bu rivayeti esas alarak yorumlayan âlimlerin bir kısmı buradaki sadaka ile, günahlara kefâret olmak üzere alınan gönüllü bağışların kastedildiği kanaatindedir. Aynı rivayetin ışığında yorum yapan bazı âlimlere göre –yaptıklarından nedamet duyan bu kişiler– zaten zekât ile yükümlüydüler; âyet Resûlullah’tan onların daha önce vermekten kaçındıkları zekâtı kabul etmesini istemiş oldu. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise âyet yeni bir sözün başlangıcıdır ve burada farz olan zekâtın alınması konusuna temas edilmektedir (Râzî, XVI, 177).

Kur’an daha Mekke döneminin ilk yıllarında Allah’ın birliği (tevhid) inancı ile sosyoekonomik dengenin kurulması ve korunması arasında çok sıkı bir bağ bulunduğunu müslümanların kafalarına ve gönüllerine yerleştirmiş, malî yükümlülükleri belirli kurallara bağlamadan önce toplumun bu yönde bilinçlendirilmesine ağırlık vermiştir. Bu arada Mekke döneminde inen sekiz âyette zekât kelimesi de kullanılmıştır; fakat bu âyetlerde geçen zekât kelimesiyle, Medine’de farz kılınan nisabı, nisbeti belirli, harcama yerleri gösterilmiş zekâtın kastedilmediği açıktır. Bu dönemde de zekât dinî bir yükümlülük olmakla birlikte, bu görev mutlak nitelikteydi, müslümanlar bunun miktarını durum ve şartlara göre belirliyorlardı. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti sırasında ilk dinlenme yeri olan Kuba’da okuduğu hutbeden itibaren, malî yükümlülükler konusu âyetlerde ve hadislerde daha yoğun bir biçimde işlenmeye başlamış, bu dönemde yirmi iki âyette daha zekât kelimesi mârife (belirli isim) olarak kullanılmıştır. Bu arada Mekke döneminde olmayan ve zekât ile eş anlamlı kullanıldığı genellikle kabul edilen sadaka kelimesi on iki ayrı Medenî âyette yer almıştır. Zekâtla ilgili âyetler ve tarihî bilgiler ışığında nisabı ve miktarları belirli zekâtın –kesin olmamakla beraber– hicretin 2. yılında ramazan orucundan hemen sonra farz kılındığı anlaşılmaktadır. 9. yılda bu âyetle farz kılındığını ileri süren âlimlerin bu görüşünü ise, zekâtın devlet tarafından düzenli bir şekilde toplanıp dağıtılmaya bu tarihte başlanmış olduğu şeklinde açıklamak mümkündür.

Sözlükte “artma, çoğalma, arıtma, övgü ve bereket” gibi anlamlara gelen zekât, terim olarak, “Allah’ın Kur’an’da belirttiği yerlere harcanmak üzere farz kıldığı, dinen zengin sayılan kişilerin mallarından alınan belirli pay”ı ifade eder. Ayrıca, bu payın maldan çıkarılması işlemine de zekât denir. Malî bir ibadet olan zekâtın Kur’an’da ve hadislerde hemen her zaman, bedenî bir ibadet olan namazla birlikte zikredilmesi bu iki dinî görev arasındaki güçlü bağı gösterir. Her şeyden önce bir ibadet olan zekâtın, birçok insanî ve ahlâkî hedefleri ve iktisadî gayeleri vardır. Dolayısıyla Allah’ın buyruğuna uyarak O’nun hoşnutluğunu kazanma amacıyla zekâtın yerine getirilmesi, kulun dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olduğu gibi topluma da birçok fayda sağlar.

Zekâtın harcama yerleri Kur’an’da tek tek sayılmış olmakla beraber (Tevbe 9/60), zekât yükümlüleri, zekâta tâbi mallar, zekât yükümlülüğünün alt sınırı (nisab), ödenecek miktar, ödeme zamanı ve şekli gibi konular daha çok Hz. Peygamber’in söz ve uygulamaları ile açıklığa kavuşturulmuştur. Bununla birlikte âyet ve hadislerin yorumlanmasındaki farklılıklar sebebiyle bazı meselelerde fıkıh doktrinleri arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır (geniş bilgi için bk. Yûsuf el-Kardâvî, Fıkhü’z-zekât, I-II; Mehmet Erkal, “Zekât”, İFAV Ans., IV, 519-574).

Âyetin “arındırmak ve temize çıkarmak üzere” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmında geçen arındırma ve temize çıkarma fiillerinin öznesinin Hz. Peygamber olduğu kanaati hâkimdir. Birinci fiilin sadakanın sıfatı olduğu görüşü esas alındığında ise âyete, “Onların mallarından, kendilerini temize çıkarmak üzere onları arındıracak sadaka al!” şeklinde mâna vermek gerekir. Bu fiillerden ilkinin masdarı olan tathîr, “günahların onların üzerinde bıraktığı kötü etkileri gidermek”, ikincisinin masdarı olan tezkiye ise “iyice temizlemek, bereketini arttırmak” mânasına gelir. Öte yandan “senin duan” diye tercüme edilen “salâteke” tamlaması, (Hz. Peygamber’e hitaben) “senin onlar için duada bulunman, günahlarının bağışlanmasını istemen” anlamıyla, “onlara huzur verir” diye tercüme edilen “sekenün lehüm” ifadesi de “Onlar için rahmettir, tövbelerinin kabul edildiği inancını sağlar ve gönüllerini huzura kavuşturur, onları şereflendirir” şeklinde açıklanmıştır (İbn Atıyye, III, 78; Zemahşerî, II, 170-171; Şevkânî, II, 454-455).

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 55-57

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Tevbe 9/60 · tefsir atıfı

اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَٓاءِ وَالْمَسَاكٖینِ وَالْعَامِلٖینَ عَلَیْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِی الرِّقَابِ وَالْغَارِمٖینَ وَفٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّبٖیلِؕ فَرٖیضَةً مِنَ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ عَلٖیمٌ حَكٖیمٌ

Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Neml 27/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

طٰسٓࣞ تِلْكَ اٰیَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُبٖینٍۙ

Ta-Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.

Neml 27/2 · bu âyete atıf yapan tefsir

هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنٖینَۙ

Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Neml 27/3 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖینَ یُقٖیمُونَ الصَّلٰوةَ وَیُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ یُوقِنُونَ

Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Rûm 30/37 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ یَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ یَشَٓاءُ وَیَقْدِرُؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَاتٍ لِقَوْمٍ یُؤْمِنُونَ

Allah'ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.

Rûm 30/38 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكٖینَ وَابْنَ السَّبٖیلِؕ ذٰلِكَ خَیْرٌ لِلَّذٖینَ یُرٖیدُونَ وَجْهَ اللّٰهِؗ وَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Rûm 30/39 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَٓا اٰتَیْتُمْ مِنْ رِبًا لِیَرْبُوَ࣑ا فٖٓی اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا یَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَیْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرٖیدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ

İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekat verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.

Rûm 30/40 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَللّٰهُ الَّذٖی خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ یُمٖیتُكُمْ ثُمَّ یُحْیٖیكُمْؕ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ یَفْعَلُ مِنْ ذٰلِكُمْ مِنْ شَیْءٍؕ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا یُشْرِكُونَࣖ

Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah'a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

A'lâ 87/9 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىؕ

O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.

A'lâ 87/10 · bu âyete atıf yapan tefsir

سَیَذَّكَّرُ مَنْ یَخْشٰىۙ

Allah'a karşı derin saygı duyarak ondan korkan öğüt alacaktır.

A'lâ 87/11 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَیَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ

En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır.

A'lâ 87/12 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖی یَصْلَى النَّارَ الْكُبْرٰىۚ

En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır.

A'lâ 87/13 · bu âyete atıf yapan tefsir

ثُمَّ لَا یَمُوتُ فٖیهَا وَلَا یَحْیٰىؕ

Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar.

A'lâ 87/14 · bu âyete atıf yapan tefsir

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ

Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.

A'lâ 87/15 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهٖ فَصَلّٰىؕ

Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?