وَمَنْ اَحْسَنُ دٖینًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖیمَ حَنٖیفًاؕ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖیمَ خَلٖیلًا
Diyanet meali
Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim'in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah İbrahim'i dost edindi.
Kelime meali
Her dinin, her ideolojinin mensubu kendine ait olanın diğerinden üstün ve güzel olduğunu iddia eder. Özellikle din konusunda en doğruyu, en güzeli tesbit edebilmek için dinin mahiyet ve amacı bakımından objektif sayılabilecek ölçülere ihtiyaç vardır. Kur’an’ın öngördüğü ölçü dinin iman, İslâm ve ihsan’ı ihtiva etmesidir. İmandan maksat tevhid inancıdır, Allah’ı bir bilmek ve yalnızca O’na ibadet etmektir. Nitekim Hz. İbrâhim’in tebliğ ettiği din de bu anlamda “hanîf” olarak isimlendirilmiştir. Bu sebeple Allah onu kendisine dost kılmış, ona Allah’a dost olma şerefini bahşetmiştir. İslâm’dan maksat kul olarak bütün bağlantılardan sıyrılmak, kulluk şuuruyla yalnız Allah’a yönelmek, kendini O’na teslim etmektir. İhsandan maksat ise bir yönüyle ihlâstır; kulluğa başka bir beklentiyi karıştırmamaktır, bir yanıyla da hayırdır, güzelliktir, kişinin her yaptığını güzel ve mükemmel yapma iradesidir. Bu üç unsuru ihtiva eden din hak dindir, güzel dindir, ondan daha üstünü olamaz. Çünkü hak birdir, en güzel de bir tanedir (“Millet-İbrâhim” ifadesi için bk. En’âm 6/161-163).
“Dost” diye çevirilen halîl kelimesi Arapça’da, “kişinin devamlı beraber olduğu, sırlarını paylaştığı, huyu huyuna, suyu suyuna uyan samimi arkadaşı” demektir. 125. âyette açıklandığı üzere her şeyin sahibi olan ve her şeyi kuşatan Allah’ın kulları arasından birini, insanlar arasında olan ve bilinen mânada dost edinmesi düşünülemez. Şu halde burada dostluk özel bir mânada kullanılmıştır. Yapılan tanım ve yorumlardan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: “Gönlünde Allah’tan başkasına yer vermeyecek kadar O’nu seven ve O’nun tarafından da sevilen, rızâsına mazhar olan, peygamberlik başta olmak üzere üstün hasletler, özellikler ve lutuflarla şereflendirilen kimse” Allah’ın dostudur. Biz insanlar, başkalarına karşı beslediğimiz duyguları ve aramızdaki ilişkinin mahiyet ve biçimini biliriz. Bu mânada bir kimseyi severiz; o, habîb (sevgili, sevilen) olur. Bir başkasını sevmenin ötesinde dost ediniriz, o da halîl olur. Allah Teâlâ bize bizim dilimizle, bizim tahayyül, tasavvur ve idrak kapasitemize uygun bir üslûpla hitap ettiği için kendinden bize yönelik ilgiyi de bu kelimelerle ifade buyurmuştur. O’nun zâtını bilemediğimiz gibi bu ilgi ve ilişkinin mahiyetini de (O’nun sevmesinin ve dost edinmesinin ne demek olduğunu da) bilemeyiz. Ancak insanlar arası ilişkiden yola çıkarak, bunu beşer planında bir örnek, kısmen de olsa anlama aracı kılarak Allah’a habîb ve halîl olmanın büyük bir mazhariyet olduğunu, keyfiyeti bilinemez bir yakınlık ifade ettiğini –her birimiz irfan derecemize göre– anlarız, bununla mutlu oluruz.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 150-151
Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).
En'âm 6/161 · tefsir atıfı
قُلْ اِنَّنٖی هَدٰینٖی رَبّٖٓی اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖیمٍۚ دٖینًا قِیَمًا مِلَّةَ اِبْرٰهٖیمَ حَنٖیفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖینَ
De ki:"Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk'a yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi."
En'âm 6/162 · tefsir atıfı
قُلْ اِنَّ صَلَاتٖی وَنُسُكٖی وَمَحْیَایَ وَمَمَاتٖی لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَۙ
Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir."
En'âm 6/163 · tefsir atıfı
لَا شَرٖیكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا࣑ اَوَّلُ الْمُسْلِمٖینَ
"O'nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim."
Bakara 2/112 · bu âyete atıf yapan tefsir
بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُٓ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهٖࣕ وَلَا خَوْفٌ عَلَیْهِمْ وَلَا هُمْ یَحْزَنُونَࣖ
Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 2/124 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖیمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّؕ قَالَ اِنّٖی جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاؕ قَالَ وَمِنْ ذُرِّیَّتٖیؕ قَالَ لَا یَنَالُ عَهْدِی الظَّالِمٖینَ
Bir zaman Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.
Hicr 15/51 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَیْفِ اِبْرٰهٖیمَۘ
Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Hicr 15/52 · bu âyete atıf yapan tefsir
اِذْ دَخَلُوا عَلَیْهِ فَقَالُوا سَلَامًاؕ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
Hicr 15/53 · bu âyete atıf yapan tefsir
قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلٖیمٍ
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
Hicr 15/54 · bu âyete atıf yapan tefsir
قَالَ اَبَشَّرْتُمُونٖی عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِیَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
Hicr 15/55 · bu âyete atıf yapan tefsir
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطٖینَ
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
Hicr 15/56 · bu âyete atıf yapan tefsir
قَالَ وَمَنْ یَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهٖٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ
Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
Meryem 19/49 · bu âyete atıf yapan tefsir
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا یَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَیَعْقُوبَؕ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِیًّا
İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Meryem 19/50 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِیًّاࣖ
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Şuarâ 26/83 · bu âyete atıf yapan tefsir
رَبِّ هَبْ لٖی حُكْمًا وَاَلْحِقْنٖی بِالصَّالِحٖینَۙ
"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."
Şûrâ 42/6 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَالَّذٖینَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَ اللّٰهُ حَفٖیظٌ عَلَیْهِمْؗ وَمَٓا اَنْتَ عَلَیْهِمْ بِوَكٖیلٍ
Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
Şûrâ 42/7 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَكَذٰلِكَ اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ یَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَیْبَ فٖیهِؕ فَرٖیقٌ فِی الْجَنَّةِ وَفَرٖیقٌ فِی السَّعٖیرِ
Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
Şûrâ 42/8 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ یُدْخِلُ مَنْ یَشَٓاءُ فٖی رَحْمَتِهٖؕ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍ
Allah dileseydi onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.
Şûrâ 42/9 · bu âyete atıf yapan tefsir
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِیُّ وَهُوَ یُحْيِ الْمَوْتٰىؗ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌࣖ
Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki gerçek dost Allah'tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Bu âyet için hadis kaydı yok.
Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.