Kur’an çalışması
7

A'râf

الْاَعْرَافِ

206 âyet iniş 39 cüz 8 sayfa 151

Önceki Sonraki
← Önceki A'râf 143 sayfa 167 · Diyanet tefsir grubu 143 Sonraki →

وَلَمَّا جَٓاءَ مُوسٰى لِمٖیقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُۙ قَالَ رَبِّ اَرِنٖٓی اَنْظُرْ اِلَیْكَؕ قَالَ لَنْ تَرٰینٖی وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰینٖیۚ فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًاۚ فَلَمَّٓا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَیْكَ وَاَنَا࣑ اَوَّلُ الْمُؤْمِنٖینَ

Diyanet meali

Mûsa, belirlediğimiz yere (Tûr'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin." dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, "Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah'ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim" dedi.

Kelime meali

وَلَمَّا جَٓاءَ Ve ne zaman ki geldi
مُوسٰى Musa
لِمٖیقَاتِنَا Belirlediğimiz vakitte
وَكَلَّمَهُ Ve onunla konuştu
رَبُّهُ Rabbi
قَالَ Musa dedi ki
رَبِّ Ey Rabbim!
اَرِنٖٓی Bana kendini göster de
اَنْظُرْ Bakayım
اِلَیْكَؕ Sana
قَالَ Allah dedi ki;
لَنْ تَرٰینٖی Sen beni gö- remeyeceksin
وَلٰكِنِ Şu kadarı var ki
انْظُرْ Bak
اِلَى الْجَبَلِ Dağa
فَاِنِ اسْتَقَرَّ Şayet o durursa
مَكَانَهُ Yerinde
فَسَوْفَ تَرٰینٖی O zaman beni görürsün
فَلَمَّا تَجَلّٰى Ne zaman ki tecelli etti
رَبُّهُ Onun Rabbi
لِلْجَبَلِ Dağa
جَعَلَهُ Dağı yaptı
دَكًّا Yerle bir
وَخَرَّ Ve yere düştü
مُوسٰى Musa
صَعِقًا Baygın
فَلَمَّٓا اَفَاقَ Ne zaman ki ayıldı
قَالَ Dedi ki
سُبْحَانَكَ تُبْتُ Seni tenzih ederim
اِلَیْكَ Tevbe ettim
وَاَنَا࣑ Sana
اَوَّلُ Ve ben
الْمُؤْمِنٖینَ İman edenlerin ilkiyim

Hz. Mûsâ, Tûr’daki bu olağan üstü buluşma sırasında, üç vahiy şeklinden biri olan vasıtasız vahiy ile yüce Allah’ın kelâmını alırken, aynı zamanda, kendisiyle konuşma lutfunda bulunan Allah’ı müşahede etmeyi, O’nu beden gözüyle görmeyi de diledi. Allah Teâlâ’nın, kullarına âhirette yüce zâtını göstereceği sahih hadislerle sabit olmakla birlikte (aş. bk.), Hz. Mûsâ bunun dünyada da mümkün olduğunu zannederek böyle bir dilekte bulundu. Fakat Allah, “Beni asla göremezsin” buyurarak bunun (dünyada) imkânsız olduğunu belirtti.

Âyette, itikadî mezhepler arasındaki önemli tartışmalara sebep olan kelâm (Allah’ın konuşması) ve rü’yetullah (Allah’ın beden gözüyle görülmesi) söz konusu edilmiş; Allah’ın Mûsâ ile konuştuğu; Mûsâ’nın O’nu görmek istemesi üzerine bunun asla mümkün olmadığı belirtilmiştir. Buna göre Allah konuşur ve O’nun seçkin kulları (peygamberler) bu konuşmayı işitebilir; fakat Allah asla görülmez. Âyetten çıkan bu açık bilgiye rağmen İslâm âlimleri hem kelâm sıfatını hem de rü’yet konusunu uzun uzun tartışmışlardır. Selef diye anılan ilk kelâmcılar ve onları takip eden sonraki Selefîler Allah’ın, –insanların kullandıklarına benzemeyen– harflerle ve sesle konuştuğunu ileri sürerken diğer kelâmcılar O’nun harfler ve sesler gibi konuşma araçlarına muhtaç olmadan konuştuğunu savunmuşlardır. Öte yandan, bütün İslâm bilginleri Allah’ın dünyada görülmesinin mümkün olmadığını kabul ederler. Sünnî âlimler, bir şeyin görülebilir olmasını onun var olma şartına bağlayarak varlığında şüphe bulunmayan Allah’ın âhirette görülmesinin aklen mümkün olduğunu ve mümin kullarına görüneceğini kabul ederken Mu‘tezile âlimleri aksini savunurlar (konu hakkındaki kelâmî tartışmalarla ilgili geniş bilgi için bk. Râzî, XIV, 229-234).

İbn Atıyye, “Rabbi onunla konuştu” ifadesini “Yani Allah Mûsâ’da bir idrak yarattı ve o bu idrakle Allah’ın zâtî bir sıfatı olan kelâmını işitti” şeklinde yorumlar. Kanaatimize göre bu, Allah’ın kelâmına ilişkin oldukça mâkul bir açıklamadır. Zira yine İbn Atıyye’nin belirttiği üzere, Allah’ın kelâmı hiçbir şekilde yaratılmışların sıfatına, yaratılmışlık özellikleri taşıyan hiçbir kelâma benzemez (ayrıca bk. Bakara 2/253).

Aynı müfessir Allah’ın görülmesiyle ilgili Ehl-i sünnet görüşünü de şöyle özetler: Allah’ın görülmesi aklen câizdir; çünkü O’nun, var olması itibariyle görülmesi mümkündür. Bir varlığın görülebilir olmasının yegâne şartı var olmaktır. Ancak dinî kaynaklar O’nun dünyada değil, âhirette görüleceğini bildirmiştir. Sonuç olarak Mûsâ, “Rabbim! Bana görün; sana bakayım” derken imkânsız olanı değil, câiz olanı istemiştir. Böyle olunca da, “Sen beni asla göremezsin” şeklindeki ilâhî cevap, mutlak olarak imkânsız olan bir isteği red anlamı taşımayıp, sadece Allah’ın dünyada görülemeyeceğini bildirir. Buna karşılık birçok hadiste Allah’ın âhirette mümin kulları tarafından görüleceği haber verilmiştir (Buhârî, “Mevâkıt”, 16, 26; “Ezân”, 129; “Tefsîr”, 50/2; “Rikāk”, 52; “Tevhîd”, 24; Müslim, “Fiten”, 95; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 20; Tirmizî, “Cennet”, 16; Müsned, III, 16; IV, 11, 12).

Allah’ın dağa tecelli etmesiyle ilgili olarak tefsirlerde farklı açıklamalar yapılmıştır (bk. İbn Atıyye, VII, 154-156). Sözlükte tecellî “perdenin veya örtünün açılması üzerine bir şeyin bütün gerçekliğiyle ortaya çıkması” demektir. İbn Âşûr’a göre (IX, 93) âyetteki bu kısım mecazi bir ifade olup muhtemelen bununla, dünya varlıkları ile aşkın güçler arasına Allah tarafından konulmuş bulunan perdelerin kaldırılması kastedilmiştir. Bu perdeler veya engeller kalkınca rabbânî güç ile dağ arasında bir ilişki doğmuş ve dağ paramparça olmuş; Allah’ın bir şekilde kendisini göstermesi veya kendisinden bir görüntüyü dağa yansıtması şeklinde cereyan eden bu olağanüstü olayı gören Hz. Mûsâ dehşete kapılarak kendinden geçip yere yığılmıştır. Ayılınca anlamıştır ki böyle bir tecelli kendisini bu kadar sarstığına göre, bu dünyanın şartları içinde, bu bedenî, hissî ve psikolojik yapısıyla Allah’ı görmeye asla tahammül edemeyecekti. Ayrıca, dağın bir bakıma denek olarak kullanıldığı bu tecrübe kendisi üzerinde gerçekleşseydi mahvolacaktı. Sonuç olarak Allah’tan, genel anlamda mümkün, fakat bu dünyada imkânsız olan bir şeyi istediği için tövbe etti ve kendi halkı veya o dönemdeki insanlar içinde ilk mümin kişinin kendisi olduğunu belirterek bir kez daha imanını Allah’a arzetti.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 586-588

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Bakara 2/253 · tefsir atıfı

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۘ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍؕ وَاٰتَیْنَا عٖیسَى ابْنَ مَرْیَمَ الْبَیِّنَاتِ وَاَیَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِؕ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذٖینَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَیِّنَاتُ وَلٰكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَؕ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ یَفْعَلُ مَا یُرٖیدُࣖ

İşte peygamberler! Biz onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryemoğlu İsa'ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkar edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lakin Allah dilediğini yapar.

Nisâ 4/163 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِنَّٓا اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ كَمَٓا اَوْحَیْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِیّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَیْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖیمَ وَاِسْمٰعٖیلَ وَاِسْحٰقَ وَیَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖیسٰى وَاَیُّوبَ وَیُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَیْمٰنَۚ وَاٰتَیْنَا دَاوُ࣒دَ زَبُورًاۚ

Biz Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik.

Nisâ 4/164 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَیْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَیْكَؕ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖیمًاۚ

Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah Mûsa ile de doğrudan konuştu.

Nisâ 4/165 · bu âyete atıf yapan tefsir

رُسُلًا مُبَشِّرٖینَ وَمُنْذِرٖینَ لِئَلَّا یَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖیزًا حَكٖیمًا

Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Şûrâ 42/51 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ یُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْیًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ࣑ حِجَابٍ اَوْ یُرْسِلَ رَسُولًا فَیُوحِیَ بِاِذْنِهٖ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّهُ عَلِیٌّ حَكٖیمٌ

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kıyâmet 75/20 · bu âyete atıf yapan tefsir

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ

Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.

Kıyâmet 75/21 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَؕ

Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.

Kıyâmet 75/22 · bu âyete atıf yapan tefsir

وُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ

O gün bir takım yüzler aydındır.

Kıyâmet 75/23 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ

Rablerine bakarlar.

Kıyâmet 75/24 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَوُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ

O gün bir takım yüzler de asıktır.

Kıyâmet 75/25 · bu âyete atıf yapan tefsir

تَظُنُّ اَنْ یُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌؕ

Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.

Mutaffifîn 83/7 · bu âyete atıf yapan tefsir

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفٖی سِجّٖینٍؕ

Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak "Siccîn"dedir.

Mutaffifîn 83/8 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا سِجّٖینٌؕ

"Siccîn"in ne olduğunu sen ne bileceksin.

Mutaffifîn 83/9 · bu âyete atıf yapan tefsir

كِتَابٌ مَرْقُومٌؕ

O, yazılmış bir kitaptır.

Mutaffifîn 83/10 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَۙ

O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!

Mutaffifîn 83/11 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖینَ یُكَذِّبُونَ بِیَوْمِ الدّٖینِؕ

O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!

Mutaffifîn 83/12 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَا یُكَذِّبُ بِهٖٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَثٖیمٍۙ

Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkar eder.

Mutaffifîn 83/13 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِ اٰیَاتُنَا قَالَ اَسَاطٖیرُ الْاَوَّلٖینَؕ

Ona âyetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der.

Mutaffifîn 83/14 · bu âyete atıf yapan tefsir

كَلَّا بَلْۜ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا یَكْسِبُونَ

Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.

Mutaffifîn 83/15 · bu âyete atıf yapan tefsir

كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ یَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَؕ

Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.

Aşağıdaki cümleler Diyanet tefsir metninden alınmıştır.

Buna karşılık birçok hadiste Allah'ın âhirette mümin kulları tarafından görüleceği haber verilmiştir (Buhârî, “Mevâkıt”, 16, 26;

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?