Kur’an çalışması
15

Hicr

الْحِجْرِ

99 âyet iniş 54 cüz 14 sayfa 262

Önceki Sonraki
← Önceki Hicr 16 sayfa 263 · Diyanet tefsir grubu 16-18 Sonraki →

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِی السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَیَّنَّاهَا لِلنَّاظِرٖینَۙ

Diyanet meali

Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.

Kelime meali

وَلَقَدْ
جَعَلْنَا
فِی
السَّمَٓاءِ
بُرُوجًا
وَزَیَّنَّاهَا Yarattık Ve andolsun ki kesinlikle
لِلنَّاظِرٖینَ Gökte
Burçları
Ve biz onları süs- ledik
Bakanlar için

Diyanet bu metni 16-18 âyetleri için birlikte vermiştir.

Putperestlerin, yukarıda (6-7 ve 15. âyetlerde) özetle fakat çok net bir şekilde bildirilen Hz. Peygamber ve İslâm dini karşısındaki inkârcı ve inatçı tutumlarının temelinde iki önemli sebep bulunmaktadır: Putlarının tanrı olduğu iddialarının reddedilmesi, âhiret inancının getirilmiş olması. Nitekim Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu, ısrarla savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı iman esaslarının başında tevhid inancıyla âhiret inancının geldiği, bu iman esaslarını kanıtlamak için pek çok delil ortaya konduğu görülmektedir. İşte, 6-7 ve 15. âyetlerde putperestlerin inkârcı ve inatçı tutumları hakkında özetle bilgi verildikten sonra konumuz olan âyetler kümesinin ilk üçünde Allah’ın birliğini ve kudretinin sınırsızlığını ifade etmek üzere gökle ilgili, bunları takip eden âyetlerde arzla ilgili, 26. ve devamındaki âyetlerde de insanın yaratılışıyla ilgili kozmolojik deliller sıralanmakta; daha sonra âhiret hayatından söz edilmektedir.

16. âyetin metnindeki burûc kelimesinin tekili olan burc (burç), söz­lükte “yüksek köşk” anlamına gelmektedir. Ayrıca kalelerin kulelerine burç denildiği gibi, klasik astronomi terimi olarak güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her biri için de burç kelimesi kullanılmaktadır (bilgi için bk. Kürşat Demirci-İlhan Kutluer, “Burç”, DİA, VI, 421-424).

Kelime Kur’an-ı Kerîm’de dört defa çoğul şeklinde geçmektedir, 85. sûreye de Burûc adı verilmiştir. Bu âyetlerin birinde “kale burcu” (en-Nisâ 4/78), konumuz olan âyetin de dahil olduğu diğerlerinde ise “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” anlamında kullanılmıştır. Grek astronomi geleneğinin İslâm dünyasındaki etkisinin başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan eski tefsirlerin çoğunda buradaki burçlar genellikle “ayın ve güneşin menzilleri” şeklinde açıklanmakta ve bilinen on iki burcun adları sıralanmaktadır (meselâ bk. Kurtubî, X, 14; Şevkânî, III, 142). Ancak daha önceki yorumlarda burûc kelimesi kısaca “yıldızlar” diye açıklanmıştır (bk. Taberî, XIV, 14; İbn Kesîr, IV, 446). Begavî’nin Meâlimü’t-tenzîl’inde “büyük yıldızlar” olarak yorumlanır (III, 45). Astronomi biliminin ortaya koyduğu yeni veriler dikkate alınarak kelimeyi “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” şeklinde karşılamak daha isabetli görünmektedir. Böylece bir yandan semanın pek çok yıldız kümeleriyle donatılması, bir yandan bunların muhteşem estetik görünüşü, gerçeği görebilen ve güzelliğin arkasındaki anlamı kavrayabilenler için Allah’ın ortaksız varlığını ve kudretinin mükemmelliğini gösteren açık seçik kanıtlardır. İnsanın, bunları bilip görürken hâlâ inkârcılıkta direnmesi akıl ve iz‘anla bağdaşabilir mi?

Anlamlarını açık seçik kavramak ya çok güç veya imkânsız olduğu için “müteşâbihât” grubuna giren 17-18. âyetler hakkında klasik tefsirlerde bazı yorumlar yapılmış, güvenilirliği kuşkulu olan rivayetlere dayanılarak bazı ayrıntılar verilmiştir (meselâ bk. Taberî, XIV, 14; Kurtubî, X, 15-17). Ancak bir gayb, bir sır olan vahiy ile ilgili bu âyetlerin tam olarak anlaşılabileceğini söylemek güçtür; bununla birlikte burada –vahyin Allah tarafından korunduğunu bildiren 9. âyetle de bağlantılı olarak– vahyin korunmuşluğuna dikkat çekildiği söylenebilir. Bu çerçevede şu hususlara işaret edildiği de düşünülebilir: Allah’ın dilemesi dışında hiçbir güç gayb ilmine ulaşamayacak; –müşrik Araplar’ın hurafeden başka bir şey olamayan inançları dolayısıyla ileri sürdükleri gibi– kâhinlik ve büyücülük için kullanmak maksadıyla metafizik âlemdeki saklı bilgileri öğrenmeye kalkışan bazı şeytanî güçler bulunsa bile, bunlar başarılı olamayacaklar; bunlar, “parlak bir ışık” diye ifade edilen, mahiyetini bilemediğimiz bir ışıkla –belki bir ateş topuyla– engelleneceklerdir. Câhiliye döneminde Arap kâhinleri, kendilerinin özel cinleri ve şeytanları bulunduğunu, bunların kendilerine gökten haberler getirdiğini, bu sayede gaybı bildiklerini iddia ederlerdi. Hatta bu yüzden putperestler Kur’an-ı Kerîm’i bir kâhin sözü, dolayısıyla Hz. Peygamber’i de kâhin olarak nitelemeye kalkışmışlar, fakat Allah Teâlâ bu iddiayı açıkça reddetmiştir (Tûr 52/29; Hâkka 69/42). Konumuz olan âyetlerin de bu tür hurafeye dayalı iddialara bir cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 342-343

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Hicr 15/17 · aynı tefsir grubu

وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَیْطَانٍ رَجٖیمٍۙ

Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.

Hicr 15/18 · aynı tefsir grubu

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبٖینٌ

Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

Nisâ 4/78 · tefsir atıfı

اَیْنَ مَا تَكُونُوا یُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖی بُرُوجٍ مُشَیَّدَةٍؕ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ یَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَیِّئَةٌ یَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِكَؕ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِؕ فَمَالِ هٰٓؤُ࣑لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا یَكَادُونَ یَفْقَهُونَ حَدٖیثًا

Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır" derler. Onlara bir kötülük gelirse, "Bu, senin yüzündendir" derler. (Ey Muhammed!) De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!

Tûr 52/29 · tefsir atıfı

فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍؕ

(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.

Hâkka 69/42 · tefsir atıfı

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍؕ قَلٖیلًا مَا تَذَكَّرُونَؕ

Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

Furkân 25/61 · bu âyete atıf yapan tefsir

تَبَارَكَ الَّذٖی جَعَلَ فِی السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فٖیهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنٖیرًا

Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir.

Furkân 25/62 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَهُوَ الَّذٖی جَعَلَ الَّیْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ یَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا

O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.

Sâffât 37/7 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَیْطَانٍ مَارِدٍۚ

Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

Sâffât 37/8 · bu âyete atıf yapan tefsir

لَا یَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَیُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍࣗ

Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Sâffât 37/9 · bu âyete atıf yapan tefsir

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ

Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Sâffât 37/10 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

Mülk 67/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

تَبَارَكَ الَّذٖی بِیَدِهِ الْمُلْكُؗ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌۙ

Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Mülk 67/2 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖی خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَیٰوةَ لِیَبْلُوَكُمْ اَیُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاؕ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْغَفُورُۙ

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

Mülk 67/3 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖی خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاؕ مَا تَرٰى فٖی خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍؕ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?

Mülk 67/4 · bu âyete atıf yapan tefsir

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَیْنِ یَنْقَلِبْ اِلَیْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسٖیرٌ

Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.

Mülk 67/5 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَلَقَدْ زَیَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْیَا بِمَصَابٖیحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّیَاطٖینِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعٖیرِ

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.

Burûc 85/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ

Burçlarla dolu göğe andolsun,

Burûc 85/2 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَالْیَوْمِ الْمَوْعُودِۙ

Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,

Burûc 85/3 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍؕ

Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.

Burûc 85/4 · bu âyete atıf yapan tefsir

قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ

Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?