Kur’an çalışması
7

A'râf

الْاَعْرَافِ

206 âyet iniş 39 cüz 8 sayfa 151

Önceki Sonraki
← Önceki A'râf 169 sayfa 172 · Diyanet tefsir grubu 169 Sonraki →

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ یَاْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَیَقُولُونَ سَیُغْفَرُ لَنَاۚ وَاِنْ یَاْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ یَاْخُذُوهُؕ اَلَمْ یُؤْخَذْ عَلَیْهِمْ مٖیثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا یَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا فٖیهِؕ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَیْرٌ لِلَّذٖینَ یَتَّقُونَؕ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

Diyanet meali

Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Halbuki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?

Kelime meali

فَخَلَفَ Varis oldu
مِنْ بَعْدِهِمْ Onlardan sonra
خَلْفٌ Sonraki nesiller
وَرِثُوا Varis oldular
الْكِتَابَ Kitab’a
یَاْخُذُونَ Onlar alırlar
عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى Bu alçak ın geçici malını
وَیَقُولُونَ Ve derler ki
سَیُغْفَرُ Yakında mağ ret edilecek
لَنَا Bizim için
وَاِنْ یَاْتِهِمْ Halbuki onlara gelecek olsa
عَرَضٌ Bir geçici mal
مِثْلُهُ Onun benzeri
یَاْخُذُوهُؕ Onu alırlar
اَلَمْ یُؤْخَذْ Alınmamış mı idi?
عَلَیْهِمْ Onlardan
مٖیثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ Kitaptaki söz
لَا یَقُولُوا Demesinler diye
عَلَى اللّٰهِ Allah’a (Daha karşı
اِلَّا الْحَقَّ Ancak Hakkı de- sinler diye ne olmamış mıydı?)
وَدَرَسُوا Ve okuma- mışlar mıydı?
مَا O şeyi ki
فٖیهِؕ Tev- rat’tadır
وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ Ahiret yurdu
خَیْرٌ Daha hayırlıdır
لِلَّذٖینَ O kimseler için ki
یَتَّقُونَؕ Onlar Allah’tan korkarlar
اَفَلَا تَعْقِلُونَ Hala akıl edemi- yor musunuz?

Zemahşerî’ye göre buradaki “yeni kuşak”tan maksat, Hz. Peygamber dönemindeki yahudiler, vâris oldukları kitap ise o günkü Tevrat’tır (II, 101); aldıkları geçici dünya menfaatinin de mahkemelerde aldıkları rüşvet olduğu söylenir. Taberî’nin kaydettiğine göre o dönemlerde yahudiler arasında rüşvet o kadar yaygındı ki, rüşvet almak istemeyenleri suçlarlardı. Hâkim olarak birine başvurulduğunda rüşvet isterdi; “Neden hüküm verirken rüşvet alıyorsun?” denildiğinde de, “Nasıl olsa bağışlanacağım” derdi (IX, 105-107, özellikle 106). Bazı rivayetlerde âyette sözü edilen bu kuşağın hıristiyanlar olduğu ileri sürülmüşse de bu rivayetleri aktaran Taberî’ye göre Kur’an’ın desteklemediği bu fikri kabul etmek mümkün değildir; âyetin bağlamı sadece yahudilerle ilgili olduğuna göre burada başka bir topluluğun kastedildiğini düşünmek için elimizde hiçbir delil yoktur (IX, 105).

Yahudiler hem rüşvet ve benzeri yollarla haram malları alırlar, yiyip içerler hem de bu günahlarından dolayı tövbe edecekleri yerde, –muhtemelen Tanrı katında seçkin bir millet oldukları yolundaki bâtıl inançlarından dolayı– nasıl olsa bağışlanacaklarını ileri sürerler ve yeni haramlar işlemekten çekinmezlerdi. Halbuki Kitâb-ı Mukaddes’te de birçok vesile ile bildirildiği üzere, bu şekilde günah işlemekten, haram yemekten uzak duracaklarına, Allah’ı tanıyıp buyruklarını yerine getireceklerine dair kendilerinden söz alınmış, Allah ile bu şekilde ahidleşmişlerdi (ayrıntılı bilgi için bk. Bakara 2/40).

Kurtubî –haklı olarak– rüşvet almak gibi haramlar işleyip sonra da “Nasıl olsa Allah affeder” şeklinde boş ümitlere kapılmanın sadece yahudilere mahsus bir hastalık olmadığını, müslümanların da bu şekilde günahlar işlediklerini belirtmektedir (VII, 311). Aynı müfessirin, ilâhî buyruklara uygun davranmanın sadece yahudilerle sınırlı bir görev olmadığını, bu ve benzeri âyetlerin müslümanları da bağladığını, çünkü bu konularda dinler arasında bir farklılık bulunmadığını belirtmesi de yerinde ve anlamlı bir tesbittir (VII, 312). M. Reşîd Rızâ da müslümanların, özellikle din adamlarının aynı illete müptelâ olmalarından yakınmakta; bu kuruntularla mağfiret, şefaat gibi yalnızca Allah’ın hoşnut olduğu kullar için bir değer taşıyan kavramlara bel bağlayarak haramlar irtikâp ettiklerini hatırlatmaktadır. Allah’ın İsrâiloğulları hakkında bu bilgileri vermesindeki maksadı, müslümanların bunlardan ibret ve ders alarak hallerini düzeltmeleri, onların işlediği günahlardan uzak durmalarıdır (IX, 384).

Kuşkusuz insanlar bu tür günahları dünyevî menfaat ve zevkleri yüzünden işledikleri için Allah onlara âhiret yurdunun daha hayırlı, dolayısıyla “geçici menfaat ve zevkler” anlamındaki dünya ile âhiret arasında bir tercih yapmak gerektiğinde âhireti tercih etmenin daha yararlı olduğunu, bunu da ancak takvâ sahiplerinin, yani Allah’ın buyruklarını hiçe saymak yerine onlara saygı duyarak günah işlemekten sakınanların anlayıp gereğini yerine getireceklerini hatırlatmakta; nihayet muhataplarını Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanmaya davet etmekte; insanların, kendilerine vahiyle bildirilen bu bilgi ve haberlerdeki hikmetleri ve yararlı sonuçları akıllarıyla da kavrayabileceklerine işaret etmektedir.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 620-621

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Bakara 2/40 · tefsir atıfı

یَا بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِیَ الَّتٖٓی اَنْعَمْتُ عَلَیْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْدٖٓی اُو࣒فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِیَّایَ فَارْهَبُونِ

Ey İsrailoğulları ! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.

A'lâ 87/16 · bu âyete atıf yapan tefsir

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَیٰوةَ الدُّنْیَاؗ

Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

A'lâ 87/17 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَالْاٰخِرَةُ خَیْرٌ وَاَبْقٰىؕ

Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.

Aşağıdaki cümleler Diyanet tefsir metninden alınmıştır.

Hâkim olarak birine başvurulduğunda rüşvet isterdi;

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?