Kur’an çalışması
13

Ra'd

الرَّعْدِ

43 âyet iniş 96 cüz 12 sayfa 249

Önceki Sonraki
← Önceki Ra'd 31 sayfa 253 · Diyanet tefsir grubu 31 Sonraki →

وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُیِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰىؕ بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَمٖیعًاؕ اَفَلَمْ یَایْــَٔسِ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ یَشَٓاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمٖیعًاؕ وَلَا یَزَالُ الَّذٖینَ كَفَرُوا تُصٖیبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَرٖیبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى یَاْتِیَ وَعْدُ اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یُخْلِفُ الْمٖیعَادَࣖ

Diyanet meali

Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.

Kelime meali

وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا Eğer bir Kur’an ki
سُیِّرَتْ Yürütülmüş olsa
بِهِ Onunla
الْجِبَالُ Dağlar
اَوْ قُطِّعَتْ Veya parçalan- mış olsa
بِهِ O Kur’an’la
الْاَرْضُ Yer
اَوْ كُلِّمَ Veya konuş- turulmuş ol- sa
بِهِ Onunla
الْمَوْتٰىؕ Ölüler
بَلْ لِلّٰهِ Fakat Allah’a aittir
الْاَمْرُ İşler
جَمٖیعًاؕ Bütünüyle
اَفَلَمْ یَایْــَٔسِ Bilmedi mi ki ?
الَّذٖینَ O kimseler ki
اٰمَنُٓوا İman ettiler
اَنْ لَوْ یَشَٓاءُ Şayet dileseydi
اللّٰهُ Allah
لَهَدَى Elbette hida- yete erdirirdi
النَّاسَ İnsanları
جَمٖیعًاؕ Bütünüyle
وَلَا یَزَالُ Devam ede- cektir
الَّذٖینَ O kim- seler ki
كَفَرُوا Ka r oldular
تُصٖیبُهُمْ Onlara isa- bet edecektir
بِمَا صَنَعُوا Yaptıkları şeyler sebebiyle
قَارِعَةٌ Şiddetli musibet
اَوْ تَحُلُّ Yahut inecektir
قَرٖیبًا Yakınına
مِنْ دَارِهِمْ Onların yurdunun
حَتّٰى یَاْتِیَ وَعْدُ Yerine gelinceye kadar
اللّٰهِؕ اِنَّ Allah’ın vadi
اللّٰهَ Şüphe yok ki Allah
لَا یُخْلِفُ Caymaz
الْمٖیعَادَࣖ Verdiği sözden

Rivayete göre Resûlullah Mekkeli müşriklere İslâm’ı anlattığı bir gün müşrikler, “Mekke’nin şu dağlarını buradan kaldır da yerimiz genişlesin veya araziyi parçalara ayırıp içinden ırmaklar akıtarak tarıma elverişli hale getir; yahut atalarımızdan ölmüş olan falan ve falan şahısları dirilt de senin bu söylediklerinin doğru olup olmadığını onlara soralım” demişler; bunun üzerine bu âyet indirilerek onların isteklerine göre mûcizeler gösterilse dahi iman etmeyeceklerine işaret edilmiştir (Taberî, XIII, 152-153; Râzî, XIX, 52-53). Nitekim bir başka âyet-i kerîmede bu durum açıkça ifade buyurulmuştur (En‘âm 6/111). Yüce Allah gönderdiği peygamber vasıtasıyla bu tür mûcizeleri göstermekten âciz olmamakla birlikte peygamberin gönderilmesinden ve Kur’an’ın indirilmesinden maksat bu talepleri karşılamak değil, insanları hidayete erdirmek, kalpleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşturmak, aklın önüne ışık tutmaktır.

Âyetteki şart cümlesinin cevabı meâlimizde “yine inanmazlardı” şeklindedir. Cevap, “O yine bu Kur’an olacaktı” diyenler de vardır. Buna göre onların istedikleri mûcize gerçekleştirilseydi yine bu Kur’an’la gerçekleştirilirdi, ancak onlar mûcizeleri görür de Kur’an’a yine de inanmazlardı. Çünkü onlar bu tür mûcizeleri gerçeği bulmak için değil, peygamberle alay etmek için istiyorlardı ve Kur’an’ın muhtevasını kabule hazır değillerdi.

Âyetin “yerin parçalandığı” diye tercüme ettiğimiz kısmını, “kendisiyle mesafe alındığı” veya “kendisiyle uzak mesafenin yakınlaştırıldığı” şeklinde anlayanlar da olmuştur. Kureyşliler Suriye ve Filistin’e ticaret kervanları gönderiyorlardı; fakat Mekke ile bu bölgeler arasındaki mesafe uzun, yollar elverişsiz, iklim kurak, arazi ise çoraktı; ticaret kervanları yollarda sıkıntı çekiyordu. Bu sebeple müşrikler Hz. Süleyman’ın rüzgâr vasıtasıyla iki aylık yolu bir günde gitmesine (Sebe’ 34/12) benzer bir mûcize ile Hz. Peygamber’in de bu mesafeyi kısaltıp yakınlaştırmasını istemişlerdir (Taberî, XIII, 152-153; İbn Kesîr, IV, 382). Oysa onların teklif ettiği bu olağan üstü şeyler peygamberin değil, Allah’ın elindedir. O dilese bu tür mûcizeleri de gösterir; ancak inkârda ısrar edenlerin kalpleri katılaşmış olduğu için hiçbir mûcizeye inanmazlar.

Müşriklerin mûcize getirilmediği için iman etmediklerini zannedip üzülen müminlerin üzüntülerini gidermek maksadıyla yüce Allah, “Müminler bilmezler mi ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi?” buyurmuştur. Şüphe yok ki Allah istese inkârcıları doğru yola iletir, kimse buna engel olamaz; ancak O’nun bu anlamdaki istemesi zorlama olacağından sorumluluğu ortadan kaldırır. Halbuki Allah insanları sorumlu kılmak için onlara akıl, irade ve tercih yeteneği vermiştir. Onların, tercihlerini inkâr yönünde kullanmalarına rağmen Allah onları zorla hidayete erdirmez. Yaptıkları kötülükler yüzünden ölünceye kadar başlarına musibetler gelecek veya yurtlarını çepeçevre kuşatacak, bu yüzden sürekli olarak korku içinde yaşayacaklardır.

“Felâket” diye tercüme edilen kāri’a kelimesi, “savaşta yenilgi, öldürülme, esirlik veya kuraklık, kıtlık” gibi anlamlarla açıklanmıştır (Şevkânî, III, 95-96). Bu cümledeki fiil hem üçüncü tekil şahsın müennesi hem de ikinci tekil şahıs için kullanıldığından, bu cümlede “Sen onların yurtlarının yakınına ineceksin” şeklinde Hz. Peygamber’e hitap edildiği de düşünülebilir. Bu takdirde âyet hicretin 6. yılında Mekke yakınlarında yapılmış olan Hudeybiye Antlaşması’na işaret etmiş olur.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 290-291

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

En'âm 6/111 · tefsir atıfı

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَٓا اِلَیْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَیْهِمْ كُلَّ شَیْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِیُؤْمِنُٓوا اِلَّٓا اَنْ یَشَٓاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ یَجْهَلُونَ

Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

Sebe' 34/12 · tefsir atıfı

وَلِسُلَیْمٰنَ الرّٖیحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَیْنَ الْقِطْرِؕ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ یَعْمَلُ بَیْنَ یَدَیْهِ بِاِذْنِ رَبِّهٖؕ وَمَنْ یَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعٖیرِ

Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa ona alevli ateş azabını tattırırız.

Kamer 54/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Kâria 101/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلْقَارِعَةُۙ

Yürekleri hoplatan büyük felaket!

Kâria 101/2 · bu âyete atıf yapan tefsir

مَا الْقَارِعَةُۚ

Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?

Kâria 101/3 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا الْقَارِعَةُؕ

Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?