قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖینَةَ اللّٰهِ الَّتٖٓی اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّیِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِؕ قُلْ هِیَ لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا فِی الْحَیٰوةِ الدُّنْیَا خَالِصَةً یَوْمَ الْقِیٰمَةِؕ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰیَاتِ لِقَوْمٍ یَعْلَمُونَ
Diyanet meali
De ki: "Allah'ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında mü'minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz."
Kelime meali
Bu ve bundan önceki âyette elbiseye “ziynet” denilmesi, giyinmenin ahlâkî bakımdan olduğu gibi estetik bakımdan da önemli ve gerekli olduğuna işaret eder; ayrıca buradaki ziynet kelimesinden hareketle kaliteli ve değerli elbiseler giyinmenin mubah olduğuna hükmedilmiştir. Taberî (VIII, 163-164), Şevkânî (II, 230) gibi önde gelen müfessirler bu âyeti açıklarken, haram olmayan güzel ve değerli nimetlerden uzak kalmayı zühd ve fazilet sayanların hatalı olduklarını belirtirler. Haram, dinî bir terim olarak, “Açık, kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslûpla yapılması şer‘an yasaklanmış olan tutum ve davranış” anlamına gelir. Bir işin yapılmamasını isteyen bir ifade bulunmakla birlikte, bu talep ve/veya kaynağı kesin değilse buna haram değil mekruh denir. Hakkında yasaklayıcı hiçbir delil bulunmayan fiiller ise mubah ve helâl kabul edilir. Bir fiilin helâl kabul edilmesi için dinî kaynaklarda bu yönde bir açıklama bulunması gerekli değildir; çünkü “Eşyada asıl olan mubah olmasıdır”. Buna göre özel bir delil bulunmadığı halde ölçüsüz dindarlık duygusu, şahsî tercihler, ortalıkta görülen kötülüklerle mücadele arzusu gibi –iyi niyetli de olsa– kişisel hassasiyetlerin etkisiyle dinin izin verdiği alan içinde kalan tutum ve davranışları, yiyecek, içecek, giyecek gibi nesneleri haram, sakıncalı ve günah olarak nitelendirmek bu âyetin hükmüne aykırı ve yanlıştır. Hatta müfessirler, âyetin “De ki: O nimetler dünya hayatında müminlere yaraşır” meâlindeki kısmından hareketle, bunların esas itibariyle müminlere lutuf olmak üzere yaratıldığını ve onlar sayesinde bu nimetlerden herkesin yararlanmalarına imkân verildiğini belirtirler. Âyetin anlatımına göre mânevî kemal ve güzellikler gibi birey ve toplumun refah, sağlık, güvenlik ve esenliğine katkıda bulunacak her türlü maddî imkânlar da öncelikle müminlere yaraşır. Bu imkânlarda geri olan bir toplum, Kur’an bakımından ideal bir toplum değildir. Zühde ve kanaate teşvik eden açıklamalarla bu yöndeki uygulamalar ise, dünya nimetlerini araç olarak görmek yerine amaç kılmayı hedefleyen eğilimleri önlemeye yöneliktir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 519-520
Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).
Bakara 2/168 · bu âyete atıf yapan tefsir
یَٓا اَیُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِی الْاَرْضِ حَلَالًا طَیِّبًاؗ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّیْطَانِؕ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖینٌ
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Bakara 2/169 · bu âyete atıf yapan tefsir
اِنَّمَا یَاْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
Âl-i İmrân 3/14 · bu âyete atıf yapan tefsir
زُیِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَنٖینَ وَالْقَنَاطٖیرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَیْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِؕ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.
Mâide 5/3 · bu âyete atıf yapan tefsir
حُرِّمَتْ عَلَیْكُمُ الْمَیْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزٖیرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَیْرِ اللّٰهِ بِهٖ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّیَةُ وَالنَّطٖیحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّیْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِؕ ذٰلِكُمْ فِسْقٌؕ اَلْیَوْمَ یَئِسَ الَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْ دٖینِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِؕ اَلْیَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖینَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَیْكُمْ نِعْمَتٖی وَرَضٖیتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖینًاؕ فَمَنِ اضْطُرَّ فٖی مَخْمَصَةٍ غَیْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖیمٌ
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Mâide 5/4 · bu âyete atıf yapan tefsir
یَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْؕ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّیِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبٖینَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُؗ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَیْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَیْهِࣕ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ سَرٖیعُ الْحِسَابِ
(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: "Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah'ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hesabı çabuk görendir.
Mâide 5/87 · bu âyete atıf yapan tefsir
یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَیِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یُحِبُّ الْمُعْتَدٖینَ
Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
Mâide 5/88 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَیِّبًاࣕ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖٓی اَنْتُمْ بِهٖ مُؤْمِنُونَ
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah'a karşı gelmekten sakının.
Kehf 18/45 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖیمًا تَذْرُوهُ الرِّیَاحُؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ مُقْتَدِرًا
Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgarın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
Tahrîm 66/1 · bu âyete atıf yapan tefsir
یَٓا اَیُّهَا النَّبِیُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغٖی مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَؕ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖیمٌ
Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tahrîm 66/2 · bu âyete atıf yapan tefsir
قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَیْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰیكُمْۚ وَهُوَ الْعَلٖیمُ الْحَكٖیمُ
Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tahrîm 66/3 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِیُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِهٖ حَدٖیثًاۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِهٖ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَیْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِهٖ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاؕ قَالَ نَبَّاَنِیَ الْعَلٖیمُ الْخَبٖیرُ
Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.
Tahrîm 66/4 · bu âyete atıf yapan tefsir
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَیْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰیهُ وَجِبْرٖیلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنٖینَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَهٖیرٌ
(Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
Tahrîm 66/5 · bu âyete atıf yapan tefsir
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ یُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجًا خَیْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَیِّبَاتٍ وَاَبْكَارًا
Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.
Kıyâmet 75/20 · bu âyete atıf yapan tefsir
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ
Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Kıyâmet 75/21 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَؕ
Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Kıyâmet 75/22 · bu âyete atıf yapan tefsir
وُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ
O gün bir takım yüzler aydındır.
Kıyâmet 75/24 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَوُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ
O gün bir takım yüzler de asıktır.
Kıyâmet 75/25 · bu âyete atıf yapan tefsir
تَظُنُّ اَنْ یُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌؕ
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Bu âyet için hadis kaydı yok.
Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.