Kur’an çalışması
8

Enfâl

الْاَنْفَالِ

75 âyet iniş 88 cüz 9 sayfa 177

Önceki Sonraki
← Önceki Enfâl 42 sayfa 182 · Diyanet tefsir grubu 42 Sonraki →

اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْیَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْؕ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِی الْمٖیعَادِۙ وَلٰكِنْ لِیَقْضِیَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۙ لِیَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَیِّنَةٍ وَیَحْیٰى مَنْ حَیَّ عَنْ بَیِّنَةٍؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمٖیعٌ عَلٖیمٌۙ

Diyanet meali

Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (Savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Kelime meali

اِذْ O vakit ki
اَنْتُمْ Siz
بِالْعُدْوَةِ الدُّنْیَا Yakın vadinin kenarında idiniz
وَهُمْ Onlar da
بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى Uzak vadinin kenarında idiler
وَالرَّكْبُ Ve kervan da
اَسْفَلَ مِنْكُمْؕ Sizden daha aşağıda idi
وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ Şayet siz vaatleşmiş olsaydınız
لَاخْتَلَفْتُمْ Anlaşmazlığa düşerdiniz
فِی الْمٖیعَادِ Anlaşma yerinde
وَلٰكِنْ Şu kadarı var ki
لِیَقْضِیَ Yerine getir- mesi için
اللّٰهُ Allah
اَمْرًا Bir işi ki
كَانَ idi
مَفْعُولًا Yapılmış/ kesinleşmiş
لِیَهْلِكَ Helak olsun diye
مَنْ هَلَكَ Helak olan
عَنْ بَیِّنَةٍ Apaçık bir delilden sonra
وَیَحْیٰى Ve yaşasın diye
مَنْ حَیَّ عَنْ Yaşayan kimse
بَیِّنَةٍؕ Apaçık bir delilden sonra
وَاِنَّ اللّٰهَ Ve muhakkak ki Allah
لَسَمٖیعٌ Her şeyi işitendir
عَلٖیمٌ Her şeyi bilendir

Ebû Süfyân, müslümanların kervanı vurmak üzere yola çıktıklarını haber alınca Bedir’den geçerek Mekke’ye ulaşan yolu terketmiş, râkımı daha düşük olan sahil yoluna kaymıştı. Müslümanların mevzilendikleri yer iki cihetten sakıncalı idi: a) Deniz tarafında korumalarıyla birlikte düşman kervanı, karşı tarafta ise Ebû Cehil kumandasındaki düşman askerleri vardı; buna göre İslâm askerleri iki düşman gücü arasında kalmış oluyorlardı. b) Mekkeliler’in daha önce gelerek mevzilendikleri, Medine’ye daha uzak bulunan yer hareket için daha uygun, kumsuz ve sağlam zeminli bir mekân olduğu halde, müslümanların mecburen mevzilendikleri yer kumlu idi, hareket kabiliyetini zorlaştırıyordu. Allah Teâlâ’nın bu savaşta müslümanlara olağan üstü yardımları cümlesinden olarak kumu pekiştiren, ihtiyaç duyulan suyu çoğaltan yağmur yağdı; bu yağmur karşı tarafın mevzilendiği mekânda çamur yaptığı için onların hareketleri zorlaştı. Bir diğer ilâhî lutuf olarak düşmanlar, müslümanları araya aldıklarının farkında olamadılar ve bir kıskaç harekâtına teşebbüs edemediler.

Mevzilere geliş zamanı ve yerleşmeleri konusunda önceden yapıla­bilecek hesaplar tutmamış, olanlar düşünülebileceklerden daha hayırlı olarak tecelli etmişti; çünkü Allah, müslümanların bu savaşta galip gelmesini murat ediyordu, O’nun istediği olacaktı. Bunlara kendi aralarında veya karşı taraf ile müzakere yoluyla karar vermeye kalkışsalardı elbette her kafadan bir ses çıkacak ve belki de karar, müslüman tarafın zafer şansı bakımından isabetli olmayacaktı. Bu savaşta Allah’ın yardımı ve desteği çok açıktı, bu açıklık kimin doğru yolda olduğuna, Allah’ın rızâsına uygun davrandığına, kimin de yanlış yolda, Allah’ın rızâsına karşı yürüdüğüne güçlü bir delil teşkil ediyordu. Bunca açık delili gördükten sonra hâlâ gafletten uyanmayan, yanlış yoldan dönmeyen kimseler için mazeret kalmamıştı; hak yolda savaşan ve ölen bunu biliyordu, bâtıl bir dava uğruna savaşan ve ölen de bunu biliyordu, bilmeleri gerekiyordu ve Allah yaptıklarını bunun için yapmıştı.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 693

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Âl-i İmrân 3/13 · bu âyete atıf yapan tefsir

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰیَةٌ فٖی فِئَتَیْنِ الْتَقَتَاؕ فِئَةٌ تُقَاتِلُ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ یَرَوْنَهُمْ مِثْلَیْهِمْ رَاْیَ الْعَیْنِؕ وَاللّٰهُ یُؤَیِّدُ بِنَصْرِهٖ مَنْ یَشَٓاءُؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو࣑لِی الْاَبْصَارِ

Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?