Kur’an çalışması
17

İsrâ

الْاِسْرَاۤءِ

111 âyet iniş 50 cüz 15 sayfa 282

Önceki Sonraki
← Önceki İsrâ 44 sayfa 286 · Diyanet tefsir grubu 44 Sonraki →

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖیهِنَّؕ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖیحَهُمْؕ اِنَّهُ كَانَ حَلٖیمًا غَفُورًا

Diyanet meali

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tespih ederler. Her şey O'nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm'dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.

Kelime meali

تُسَبِّحُ Tesbih eder
لَهُ O’nu
السَّمٰوَاتُ Gökler
السَّبْعُ Yedi tane
وَالْاَرْضُ Ve yer
وَمَنْ Ve ol kim- seler ki
فٖیهِنَّؕ O yer ve göğün içeri- sindedirler
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ Hiçbir şey yoktur
اِلَّا Ancak
یُسَبِّحُ Tesbih eder
بِحَمْدِهٖ Allah’a övgüyle
وَلٰكِنْ Fakat
لَا تَفْقَهُونَ Siz kavraya- mazsınız
تَسْبٖیحَهُمْؕ Onların tesbihini
اِنَّهُ Kesinlikle Allah
كَانَ Olmuştur
حَلٖیمًا Halim
غَفُورًا Çok mağ- ret eden

“Yedi gök” ile onlarda bulunan varlıkların hepsi hal lisanıyla Allah’ı tesbih eder, O’na ibadet eder, fakat insanlar onların tesbihlerini anlayamazlar (“yedi gök” hakkında açıklama için bk. Bakara 2/29).

Tefsirlerde âyetteki tesbih kavramı açıklanırken tesbihin iki şeklinin bulunduğu belirtilir: Dil ile tesbih, hal ile tesbih. Birincisi, kulun Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederek zâtı, sıfatları ve fiilleriyle insan zihninin düşünebileceği bütün mükemmellik özelliklerine sahip olduğunu dile getirmesi, Allah’ı hep böyle bilip böyle anmasıdır. Hal ile tesbih ise insanın imanı, ibadeti, ahlâkı, genel olarak her türlü tutum ve davranışlarıyla Allah’ın birliğine, eksiksiz ve kusursuz olduğuna inandığını göstermesi, yasalarına boyun eğmesi, amelinin imanına şahitlik etmesidir. Bu belirtilenler, Râgıb el-İsfahânî’nin iradî dediği tesbih olup şuurlu ve iradeli varlıklara mahsustur (el-Müfredât, “sbh”, “scd” md.leri).

Bir de konumuz olan âyetin üzerinde durduğu, bütün varlıkların Cenâb-ı Hakk’ı tesbih etmesi vardır. Müfessirlere göre bu da iki çeşittir: 1. Dil ile tesbih. Her şey kendi diliyle Hakk’ı tesbih eder ama âyette belirtildiği gibi insanlar bunu anlayamazlar; 2. Hal ile tesbih. Evrendeki varlık ve olayların var oluş ve işleyişini gerçekleştiren ilâhî yasalara bütün kâinat mutlak bir zorunlulukla boyun eğmekte, bu suretle yaratanı tesbih etmektedir. Bu anlamda müminiyle münkiriyle bütün insanlar da Allah’ı tesbih ederler, varlığına tanıklık ederler. Özetle zerreden küreye, galaksilerden hidrojen çekirdeğinin etrafında saniyede 2000 km. hızla dönen elektrona kadar evrendeki her şey Allah’ın mutlak düzeni içinde işlemekte, O’nu tesbih etmekte, O’nun varlığına, birliğine kudret ve hikmetine tanıklık etmektedir.

Putperestlerin inancındaki saçmalığı dile getiren 42. âyetin ardından evrenin düzenine işaret eden âyetin gelmesi son derece anlamlıdır, engin hikmetler taşımaktadır.

Âyette evrendeki her varlığın Allah’ı övgü ile tesbih ettiği belirtildikten sonra “Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız” buyurulmaktadır. Fahreddin er-Râzî bu ifadeyi şöyle açıklıyor: Bir elma düşünelim; bu elma çeşitli atomlardan (cüz’-eczâ’) oluşmaktadır ve bu parçacıklardan her biri Allah Teâlâ’nın varlığına tam ve başlı başına bir delildir. Bu atomlardan her birinin kendine özgü doğal yapısı (tab‘), tadı, rengi, kokusu, hacmi gibi nitelikleri vardır. Atomun bu özel sıfatlarla belirlilik kazanması imkân dahilindedir ve bu belirliliği ona ancak kudretli ve hakîm olan bir belirleyici kazandırabilir. Şu halde elmanın her bir parçası yüce Tanrı’nın varlığına eksiksiz bir delildir (XX, 210-211). Eşyanın kendilerine mahsus dil ile yaptığı tesbihi insanlar anlayamazlar; öte yandan atomların sayılarını, niteliklerini, mahiyetlerini de bütünüyle bilmek mümkün değildir. Bu sebeple âyette, “...bilmezsiniz, anlayamazsınız” buyurulmuştur. Kuşkusuz bilimsel keşifler ilerledikçe insanoğlunun evren hakkındaki bilgileri de artacaktır. Nitekim genetikçilerin çözmeye çalıştıkları genlerin şifresi de bir çeşit dildir. Ayrıca bu çalışmalar ilerledikçe evrenin sırlarla dolu olduğu, bilinenlere göre bilinmeyenlerin ne kadar çok olduğu ortaya çıkacaktır.

Âyette Allah’ın sıfatı olarak geçen halîm kelimesi, “sabırlı, akıllı, ağır başlı ve temkinli” demektir. Özellikle Allah için kullanıldığında “kullarının günah ve isyanları karşısında sabırlı, onları cezalandırmakta acele etmeyen” anlamına gelir. Allah’ın halîm ismiyle “günahları bağışlayan, tövbeleri kabul eden” anlamındaki afüv, gafûr, tevvâb; “her şeyin iç yüzünden haberdar olup bütün ayrıntıları bilen” anlamındaki habîr, muhsî, vâsi‘; “her şeye gücü yeten, kudretli” anlamındaki kadîr, kavî, metîn, muktedir” ve “çok sabırlı” anlamındaki sabûr isimleri arasında anlam yakınlığı bulunduğu kabul edilir.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 485-489

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Bakara 2/29 · tefsir atıfı

هُوَ الَّذٖی خَلَقَ لَكُمْ مَا فِی الْاَرْضِ جَمٖیعًا ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰیهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍؕ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌࣖ

O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Hûd 11/7 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَهُوَ الَّذٖی خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖی سِتَّةِ اَیَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِیَبْلُوَكُمْ اَیُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاؕ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَیَقُولَنَّ الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖینٌ

O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkarcılar "Mutlaka bu apaçık bir büyüdür" derler.

Ra'd 13/12 · bu âyete atıf yapan tefsir

هُوَ الَّذٖی یُرٖیكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَیُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ

O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.

Ra'd 13/13 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَیُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهٖ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خٖیفَتِهٖۚ وَیُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَیُصٖیبُ بِهَا مَنْ یَشَٓاءُ وَهُمْ یُجَادِلُونَ فِی اللّٰهِۚ وَهُوَ شَدٖیدُ الْمِحَالِؕ

Gök gürlemesi O'na hamd ederek tespih eder. Melekler de O'nun korkusundan tespih ederler. O yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Halbuki O, azabı çok şiddetli olandır.

Meryem 19/93 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِنْ كُلُّ مَنْ فِی السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِی الرَّحْمٰنِ عَبْدًاؕ

Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.

Meryem 19/94 · bu âyete atıf yapan tefsir

لَقَدْ اَحْصٰیهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاؕ

Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.

Meryem 19/95 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَكُلُّهُمْ اٰتٖیهِ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ فَرْدًا

Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

Enbiyâ 21/18 · bu âyete atıf yapan tefsir

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَیَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌؕ وَلَكُمُ الْوَیْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah'a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!

Enbiyâ 21/19 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَلَهُ مَنْ فِی السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا یَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَلَا یَسْتَحْسِرُونَۚ

Göklerde ve yerde kim varsa hep onundur. O'nun katındakiler ne ona ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.

Enbiyâ 21/20 · bu âyete atıf yapan tefsir

یُسَبِّحُونَ الَّیْلَ وَالنَّهَارَ لَا یَفْتُرُونَ

Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.

Enbiyâ 21/78 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَدَاوُ࣒دَ وَسُلَیْمٰنَ اِذْ یَحْكُمَانِ فِی الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ فٖیهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدٖینَۙ

Dâvûd ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.

Enbiyâ 21/79 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَیْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَیْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاؗ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ࣒دَ الْجِبَالَ یُسَبِّحْنَ وَالطَّیْرَؕ وَكُنَّا فَاعِلٖینَ

Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

Sâffât 37/101 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖیمٍ

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Sâffât 37/102 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْیَ قَالَ یَا بُنَیَّ اِنّٖٓی اَرٰى فِی الْمَنَامِ اَنّٖٓی اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىؕ قَالَ یَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُؗ سَتَجِدُنٖٓی اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖینَ

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Sâffât 37/103 · bu âyete atıf yapan tefsir

فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖینِۚ

Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Zümer 39/4 · bu âyete atıf yapan tefsir

لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ یَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا یَخْلُقُ مَا یَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُؕ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O bundan uzaktır, yücedir. O bir ve her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan Allah'tır.

Şûrâ 42/5 · bu âyete atıf yapan tefsir

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ یَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ یُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَیَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِی الْاَرْضِؕ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖیمُ

Neredeyse gökler (onun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Hadîd 57/1 · bu âyete atıf yapan tefsir

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِی السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ

Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Hadîd 57/2 · bu âyete atıf yapan tefsir

لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ یُحْيٖ وَیُمٖیتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌ

Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Hadîd 57/3 · bu âyete atıf yapan tefsir

هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ

O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?