Kur’an çalışması
60

Mümtehine

الْمُمْتَحِنَةِ

13 âyet iniş 91 cüz 28 sayfa 549

Önceki Sonraki
← Önceki Mümtehine 8 sayfa 550 · Diyanet tefsir grubu 7-9 Sonraki →

لَا یَنْهٰیكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذٖینَ لَمْ یُقَاتِلُوكُمْ فِی الدّٖینِ وَلَمْ یُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِیَارِكُمْ اَنْ تَـبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَیْهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ یُحِبُّ الْمُقْسِطٖینَ

Diyanet meali

Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.

Kelime meali

لَا یَنْهٰیكُمُ Sizi men etmez
اللّٰهُ Allah
عَنِ الَّذٖینَ O kimse- lerden ki
لَمْ یُقَاتِلُوكُمْ Sizinle savaşmadılar
فِی الدّٖینِ Din uğrunda
وَلَمْ یُخْرِجُوكُمْ Ve sizi çıkarmadılar
مِنْ دِیَارِكُمْ Yurtlarınızdan
اَنْ تَـبَرُّوهُمْ Onlara iyilik yap- manızdan
وَتُقْسِطُٓوا Ve adaletli davranmanız- dan
اِلَیْهِمْؕ Onlara
اِنَّ اللّٰهَ Çünkü Allah
یُحِبُّ Sever
الْمُقْسِطٖینَ Adaletli davrananları

Diyanet bu metni 7-9 âyetleri için birlikte vermiştir.

Sûrenin başında Allah’a ve O’na inananlara düşmanlık edenlerle dostluk kurmanın yasaklanmasındaki amaca ve bu hükmün kapsamına açıklık getirilmektedir. 7. âyette açıkça ifade edildiği üzere bu yasağın asıl maksadı, aydınlanmanın ve her türlü hayırlı girişimin önünü kesen kör taassup ortamının, inanç ve fikirlerin delilleri üzerinde hür biçimde düşünmeye imkân verecek bir ortama dönüştürülmesi, böylece 1. âyette işaret edildiği şekilde mânevî baskı sebebiyle veya çıkar sağlama düşüncesiyle sergilenen sevgi gösterilerine ihtiyaç kalmaması, gerçek ve riyasız sevgiye erişilebilmesidir. 8 ve 9. âyetlerde bu yasağın yani 1. âyetteki anlamıyla “düşman” kavramının kapsamı belirlenirken de, İslâmiyet’i kabul etmeme değil, din konusunda müslümanlarla savaşma, onları yurtlarından çıkarma veya çıkarılmalarına yardımcı olma kriterleri esas alınmıştır. 7. âyetin başında yer alan “umulur ki, belki de” gibi mânalara gelen “asâ” yardımcı fiilini Cenâb-ı Allah kendisi hakkında kullandığında O’nun tarafından yapılmış bir vaadi ifade eder (Zemahşerî, IV, 88). Nitekim Mekke’nin fethiyle birlikte putperestlerin baskıları sona ermiş, barış ortamının tesisiyle birlikte insanlar akın akın Allah’ın dinine yönelmişler ve rahmet peygamberinin engin sevgi ve hoşgörüsünü yakından tanıma fırsatı elde etmişlerdir (Nasr 110/1-2). Bu âyetlerin nüzûl sebebi olarak zikredilen olaylar dolayısıyla bazı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, –8. âyetin tefsiri sırasında Taberî’nin belirttiği üzere– burada verilmek istenen mesaj belirli olaylarla sınırlı değildir, âyette yer alan olumsuz nitelikler kapsamına girmedikçe hangi dine mensup ve hangi etnik kökenden olursa olsun uluslararası toplumun bütün üyeleriyle iyilik ve adalet esasına dayalı ilişkiler kurulabilir, bu hükümle ilgili nesih iddialarının da dayanağı yoktur (XXVIII, 65-66).

Bu âyetlerde Kur’an’ın, uluslararası ilişkilerde hemen herkesin mâkul ve ikna edici bulacağı bir temel düstur getirdiği görülmektedir. Şöyle ki, aslolan barış halidir ve dostane ilişkilerin sağlıklı yürüyebilmesi için şu iki şarta titizlikle uyulması gerekir: a) İyi niyetli olma ve bunun ilişkilere yansıtılması, b) Bu alanda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda, aynı şekilde herhangi bir ihtilâf çıkması durumunda adalet ve hakkaniyetin esas alınması. İstisnaî olan hasmane ilişkiler içine girmenin gerekçesi ise karşı tarafın din özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik savaş ilân etmesi ve ülke güvenliğini tehdit eden fiilî davranış ortaya koyması şeklinde özetlenmiştir. Dikkat edilirse Kur’an’ın bu konuda ortaya koyduğu esaslar müslümanlara imtiyaz tanıyan veya sübjektif değerlere bağlı ilke ve kurallar olmayıp objektif niteliktedir.

Elmalılı’ya göre, 9. âyette yer alan “çıkarılmanıza yardım etmiş” kaydı 8. âyette bulunmamakla beraber, delâlet yoluyla bu nitelikte olanların da 8. âyet kapsamında düşünülmesi gerekir; 8. âyette bu kaydın açık bir şekilde yer almaması, düşmana müzâhir (yardımcı) olanlarla ilişkiyi kesmekte acele etmemek, önce onları bu tutumdan vazgeçirmeyi sağlayacak siyasî girişimlere imkân bırakmak gerektiği yönünde bir anlam inceliği taşır (VII, 4904, 4906). Elmalılı’nın ikinci yorumu dikkate değer olmakla birlikte, kanaatimizce 8. âyet dostane ilişkileri sürdürebilmeyle ilgili genel bir hüküm içermekte, 9. âyet ise dostluk ve dayanışma (ittifak) ilişkisi kurulması konusunda sınırlama getirmekte, kendileriyle ittifak yapılacak olanların düşmana destekçi olmamasının da şart olduğu belirtilmektedir (bu konuda ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/28; Tevbe 9/23-24; Mücâdele 58/22).

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 314-316

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Mümtehine 60/7 · aynı tefsir grubu

عَسَى اللّٰهُ اَنْ یَجْعَلَ بَیْنَكُمْ وَبَیْنَ الَّذٖینَ عَادَیْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًؕ وَاللّٰهُ قَدٖیرٌؕ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖیمٌ

Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

Mümtehine 60/9 · aynı tefsir grubu

اِنَّمَا یَنْهٰیكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذٖینَ قَاتَلُوكُمْ فِی الدّٖینِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِیَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ یَتَوَلَّهُمْ فَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Nasr 110/1 · tefsir atıfı

اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ

Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.

Nasr 110/2 · tefsir atıfı

وَرَاَیْتَ النَّاسَ یَدْخُلُونَ فٖی دٖینِ اللّٰهِ اَفْوَاجًاۙ

Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.

Âl-i İmrân 3/28 · tefsir atıfı

لَا یَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرٖینَ اَوْلِیَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖینَۚ وَمَنْ یَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَیْسَ مِنَ اللّٰهِ فٖی شَیْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰیةًؕ وَیُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُؕ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖیرُ

Mü'minler, mü'minleri bırakıp inkarcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah'adır.

Tevbe 9/23 · tefsir atıfı

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِیَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْاٖیمَانِؕ وَمَنْ یَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو࣑لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

Tevbe 9/24 · tefsir atıfı

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ࣑كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ࣑كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖیرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌࣙ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَیْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖی سَبٖیلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى یَاْتِیَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖؕ وَاللّٰهُ لَا یَهْدِی الْقَوْمَ الْفَاسِقٖینَࣖ

De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez."

Mücâdele 58/22 · tefsir atıfı

لَا تَجِدُ قَوْمًا یُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْیَوْمِ الْاٰخِرِ یُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖیرَتَهُمْؕ اُو࣑لٰٓئِكَ كَتَبَ فٖی قُلُوبِهِمُ الْاٖیمَانَ وَاَیَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُؕ وَیُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖینَ فٖیهَاؕ رَضِیَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُؕ اُو࣑لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِؕ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Âl-i İmrân 3/118 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا یَاْلُونَكُمْ خَبَالًاؕ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْفٖی صُدُورُهُمْ اَكْبَرُؕ قَدْ بَیَّنَّا لَكُمُ الْاٰیَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.

Âl-i İmrân 3/119 · bu âyete atıf yapan tefsir

هَٓا اَنْتُمْ اُو࣑لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا یُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهٖۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاࣗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَیْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَیْظِؕ قُلْ مُوتُوا بِغَیْظِكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz halde sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün!" Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.

Âl-i İmrân 3/120 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْؗ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَیِّئَةٌ یَفْرَحُوا بِهَاؕ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا یَضُرُّكُمْ كَیْدُهُمْ شَیْـًٔاؕ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا یَعْمَلُونَ مُحٖیطٌࣖ

Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.

Nisâ 4/144 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرٖینَ اَوْلِیَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖینَؕ اَتُرٖیدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَیْكُمْ سُلْطَانًا مُبٖینًا

Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

Mâide 5/51 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْیَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِیَٓاءَۘ بَعْضُهُمْ اَوْلِیَٓاءُ بَعْضٍؕ وَمَنْ یَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یَهْدِی الْقَوْمَ الظَّالِمٖینَ

Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

Fetih 48/29 · bu âyete atıf yapan tefsir

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِؕ وَالَّذٖینَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَیْنَهُمْ تَرٰیهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا یَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاؗ سٖیمَاهُمْ فٖی وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِؕ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِی التَّوْرٰیةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِی الْاِنْجٖیلِࣞۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْــَٔهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ یُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِیَغٖیظَ بِهِمُ الْكُفَّارَؕ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖیمًا

Muhammed, Allah'ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

Mücâdele 58/14 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَیْهِمْؕ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَیَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ یَعْلَمُونَ

Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.

Mücâdele 58/15 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدٖیدًاؕ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا یَعْمَلُونَ

Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!

Mücâdele 58/16 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِتَّخَذُٓوا اَیْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهٖینٌ

Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah'ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.

Mücâdele 58/17 · bu âyete atıf yapan tefsir

لَنْ تُغْنِیَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَیْـًٔاؕ اُو࣑لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖیهَا خَالِدُونَ

Onların malları da, evlatları da Allah'a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

Mücâdele 58/18 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَوْمَ یَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖیعًا فَیَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا یَحْلِفُونَ لَكُمْ وَیَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَیْءٍؕ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ

Allah'ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah'a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.

Mücâdele 58/19 · bu âyete atıf yapan tefsir

اِسْتَحْوَذَ عَلَیْهِمُ الشَّیْطَانُ فَاَنْسٰیهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِؕ اُو࣑لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّیْطَانِؕ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّیْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Bu âyet için hadis kaydı yok.

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13