وَاِلٰى مَدْیَنَ اَخَاهُمْ شُعَیْبًاؕ قَالَ یَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَیْرُهُؕ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَیِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَیْلَ وَالْمٖیزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْیَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِی الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاؕ ذٰلِكُمْ خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖینَۚ
Diyanet meali
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için ondan başka hiçbir ilah yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır."
Kelime meali
Diyanet bu metni 85-87 âyetleri için birlikte vermiştir.
Medyen, Mısır ile Filistin arasında, Sînâ yarımadasının kuzeyindeki bölgenin adıdır. Hz. Şuayb döneminde buralarda Araplar’ın Emur (Amoriler) koluna mensup kabileler oturuyordu.
İslâmî kaynaklarda Medyen’le ilgili daha farklı bilgiler de verilmektedir. Bir görüşe göre Medyen’in, Hz. İbrâhim’in oğlunun ismi olduğu, zamanla onun soyundan gelenlerin de bu isimle anıldığı söylenir. Akabe körfezinin doğu kıyısındaki Maan yakınlarında bulunan eski bir şehir bu adı taşımaktaydı (bk. Yâkut, Mu‘cemü’l-büldân, Beyrut 1410/1990, V, 92-93; Fr. Buhl, “Medyen Şuayb”, İA, VII, 473-474; a.mlf., “Şu‘ayb”, İA, XI, 579-580). İbn Kesîr’e göre Medyen halkı “Eyke halkı” diye de anılırdı. Bunlar ağaçlara taptıkları için gür ağaçları ifade etmek üzere kullanılan Eyke ismiyle anılmışlardır (III, 443; VI, 168).
Medyen halkı Şuayb aleyhisselâm döneminde Mısır krallarına bağlıydı. Araplar’la yakın ilişkileri neticesinde zamanla Araplaşmışlardır (İbn Âşûr, VIII, 239-240). Aynı soydan gelen Şuayb’ın şeceresi kaynaklarda İbrâhim oğlu Medyen oğlu Yeşcur oğlu Mîkâil oğlu Şuayb şeklinde verilir. Şeceresi hakkında farklı bilgiler de vardır (bk. Şevkânî, II, 256). Tevrat’ta ismi, Çıkış, 2/18’de Reuel; Çıkış, 3/1’de Midyan kâhini Yetro; Sayılar 10/18’de Reuel oğlu Hobab gibi farklı şekillerde verilmektedir. Kasas sûresinde (28/22-29) anlatıldığına göre Hz. Mûsâ Mısır’dan çıktıktan sonra Medyen’e gelmiş, Hz. Şuayb ile tanışarak kızıyla evlenmiş ve on yıl kadar onun yanında çalışmıştır.
Şuayb da Nûh’un davetini tekrarlayarak Medyen halkını Allah’a kulluk etmeye ve O’ndan başka tanrı tanımamaya çağırmış; ayrıca onlara, âyette mahiyeti hakkında bilgi verilmeyen bir “beyyine” (mûcize veya belge) göstermiştir.
Medyen’in, inkârcılıkları yanında, başta gelen toplumsal hastalıkları ticaret ahlâkının bozulması ve din hürriyetinin ortadan kalkmasıydı. Bu yüzden peygamberleri onları bundan menetti; ölçü ve tartıda adaletli olmaya; insanların haklarını nicelik veya nitelik olarak eksiltmeden, zarar vermeden ödemeye; ülkenin düzenini bozup halkın huzurunu kaçırmaktan, gerçeği arayan insanların yollarını keserek onları tehdit etmekten, Allah yolunda gitmelerini engellemekten ve içlerinde kuşku uyandırmaktan vazgeçmeye çağırdı. Bu son ifadelerden anlaşıldığına göre Medyen’in inkârcı insanları, Hz. Şuayb ile görüşüp onun mesajını öğrenmek üzere huzuruna gelmek isteyen insanların yollarını kesiyor, onları tehdit ediyor, içlerine kuşku salıyor, peygamberle görüşmelerini engelliyorlardı.
Fahreddin er-Râzî’ye göre 85. âyetteki Allah’a ibadet buyruğu ile peygamberin getirdiği “beyyine”yi ifade eden kısım “Allah’ın emrine saygı” (et-ta‘zîm li-emrillâh) ilkesinin; ardından gelen üç buyruk da “Allah’ın yarattıklarına şefkat” (eş-şefkatü alâ halkıllâh) ilkesinin kapsamına girer (XIV, 174). Ölçü ve tartıda dürüstlük buyruğu müşterinin haklarını, “insanların mallarının değerini düşürmeyin” buyruğu da satıcının haklarını korumayı hedefler (İbn Âşûr, VIII/2, s. 243-244). Aynı âyetin sonunda, insanların bu buyruklara uymalarının bizâtihi kendi iyiliklerine olduğu da belirtilmek suretiyle gerek iman, gerekse ahlâk kurallarının insanların yine kendilerine dünya ve âhiret saadeti kazandıracağına işaret edilmiş; buna mukabil 86. âyetin sonunda da inkârcılık ve haksız davranışlarıyla din ve dünya düzenini bozanların uğradıkları kötü âkıbet hatırlatılmıştır. 87. âyette ise Şuayb’ın davetine inananlardan da inanmayanlardan da bir süre sabredip beklemeleri istenmekte; hüküm verenlerin en iyisi olan yüce Allah’ın, mutlak adaletiyle kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracağı bildirilmektedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 554-556
Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).
A'râf 7/86 · aynı tefsir grubu
وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِهٖ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَاذْكُرُٓوا اِذْ كُنْتُمْ قَلٖیلًا فَكَثَّرَكُمْࣕ وَانْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدٖینَ
"Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de o sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?"
A'râf 7/87 · aynı tefsir grubu
وَاِنْ كَانَ طَٓائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّذٖٓی اُرْسِلْتُ بِهٖ وَطَٓائِفَةٌ لَمْ یُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى یَحْكُمَ اللّٰهُ بَیْنَنَاۚ وَهُوَ خَیْرُ الْحَاكِمٖینَ
. "Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
Hûd 11/84 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاِلٰى مَدْیَنَ اَخَاهُمْ شُعَیْبًاؕ قَالَ یَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَیْرُهُؕ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْیَالَ وَالْمٖیزَانَ اِنّٖٓی اَرٰیكُمْ بِخَیْرٍ وَاِنّٖٓی اَخَافُ عَلَیْكُمْ عَذَابَ یَوْمٍ مُحٖیطٍ
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."
Hûd 11/85 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَیَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْیَالَ وَالْمٖیزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْیَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِی الْاَرْضِ مُفْسِدٖینَ
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Hûd 11/86 · bu âyete atıf yapan tefsir
بَقِیَّتُ اللّٰهِ خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖینَۚ وَمَٓا اَنَا࣑ عَلَیْكُمْ بِحَفٖیظٍ
"Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."
Şuarâ 26/176 · bu âyete atıf yapan tefsir
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْــَٔیْكَةِ الْمُرْسَلٖینَۚ
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ 26/177 · bu âyete atıf yapan tefsir
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَیْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Şuarâ 26/178 · bu âyete atıf yapan tefsir
اِنّٖی لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖینٌۙ
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Şuarâ 26/179 · bu âyete atıf yapan tefsir
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖیعُونِۚ
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Şuarâ 26/180 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَیْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِیَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖینَؕ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
Şuarâ 26/181 · bu âyete atıf yapan tefsir
اَوْفُوا الْكَیْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرٖینَۚ
Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."
Şuarâ 26/182 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقٖیمِۚ
"Doğru terazi ile tartın."
Şuarâ 26/183 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْیَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِی الْاَرْضِ مُفْسِدٖینَۚ
"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Şuarâ 26/184 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاتَّقُوا الَّذٖی خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّلٖینَؕ
"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."
Şuarâ 26/189 · bu âyete atıf yapan tefsir
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ یَوْمِ الظُّلَّةِؕ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ یَوْمٍ عَظٖیمٍ
Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
Kasas 28/22 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْیَنَ قَالَ عَسٰى رَبّٖٓی اَنْ یَهْدِیَنٖی سَوَٓاءَ السَّبٖیلِ
(Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.
Kasas 28/23 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْیَنَ وَجَدَ عَلَیْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ یَسْقُونَؗ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَیْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاؕ قَالَتَا لَا نَسْقٖی حَتّٰى یُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَیْخٌ كَبٖیرٌ
Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.
Kasas 28/24 · bu âyete atıf yapan tefsir
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّٖی لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَیَّ مِنْ خَیْرٍ فَقٖیرٌ
Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.
Ankebût 29/36 · bu âyete atıf yapan tefsir
وَاِلٰى مَدْیَنَ اَخَاهُمْ شُعَیْبًاۙ فَقَالَ یَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْیَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِی الْاَرْضِ مُفْسِدٖینَ
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şuayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
Ankebût 29/37 · bu âyete atıf yapan tefsir
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖی دَارِهِمْ جَاثِمٖینَؗ
Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar
Bu âyet için hadis kaydı yok.
Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.