Kur’an çalışması
4

Nisâ

النِّسَاءِ

176 âyet iniş 92 cüz 4 sayfa 77

Önceki Sonraki
← Önceki Nisâ 95 sayfa 94 · Diyanet tefsir grubu 95 Sonraki →

لَا یَسْتَوِی الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖینَ غَیْرُ اُو࣑لِی الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْؕ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖینَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدٖینَ دَرَجَةًؕ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىؕ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖینَ عَلَى الْقَاعِدٖینَ اَجْرًا عَظٖیمًاۙ

Diyanet meali

Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır.Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile, kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Kelime meali

لَا
یَسْتَوِی
الْقَاعِدُونَ
مِنَ الْمُؤْمِنٖینَ
غَیْرُ
اُو࣑لِی Eşit olmaz
الضَّرَرِ Oturanlar
وَالْمُجَاهِدُونَ Müminlerden
فٖی سَبٖیلِ Cihad edenler
اللّٰهِ Allah yolunda
بِاَمْوَالِهِمْ Mallarıyla
وَاَنْفُسِهِمْؕ Ve canlarıyla
فَضَّلَ Üstün kılmıştır
اللّٰهُ Allah
الْمُجَاهِدٖینَ Cihat edenleri
بِاَمْوَالِهِمْ Mallarıyla
وَاَنْفُسِهِمْ Ve canlarıyla
عَلَى الْقَاعِدٖینَ Oturanlara
دَرَجَةًؕ Derece bakımından
وَكُلًّا Hepsine
وَعَدَ Vaat etmiştir
اللّٰهُ Allah
الْحُسْنٰىؕ En güzeli
وَفَضَّلَ Ve üstün kıl- mıştır
اللّٰهُ Allah
الْمُجَاهِدٖینَ Mücahitleri
عَلَى الْقَاعِدٖینَ Oturanlar üzerine
اَجْرًا Ecir bakımından
عَظٖیمًا Büyük

Buradan itibaren 100. âyete kadar Allah Teâlâ kullarını, cihad etme ve dini koruma vazifesine riayet bakımından şu gruplara ayırmıştır:

a) Dinini öğrenip yaşayabileceği bir mekâna göçen, burada oturan ve gerektiğinde malı ve canıyla cihad ederek maddî ve mânevî değerlerini koruyan müminler. Bunlar diğer müminlerden derece (rütbe, şeref, mükâfat) bakımından üstündürler. Allah onları, kendisine yakınlık dereceleri, günahlarını örtme ve rahmetine mazhar kılma yoluyla ödüllendirecektir.

b) Topyekün savaş ve seferberlik durumu bulunmadığı için malları veya canlarıyla savaşa katılmayıp işleri güçleriyle meşgul olan müminler. Bunlar da ibadetleri ve diğer iyi işleri sebebiyle ecir alırlar, cennete girerler, fakat cihad sevabından ve mücahidlere mahsus şeref, mağfiret ve rahmetten mahrum kalırlar.

c) Savaşa çağrıldıkları ve mazeretleri de bulunmadığı halde katılma­yanlar. Burada açıkça zikredilmemiş olmakla beraber bunu yapanların hoş görülmeyeceği ve cezalandırılacakları hem âyetin dolaylı anlamından hem de başka âyetlerden anlaşılmaktadır (bk. Tevbe 9/118-120; Fetih 48/16-17).

d) İslâm’ın rahatça öğrenilip uygulanabileceği bir ülkeye göç etme imkânları bulunduğu halde yeterli olmayan mazeretlere dayanarak dinî hayatları için tehlike teşkil eden çevrede yaşamaya devam edenler. Bunların cehennem ile cezalandırılacakları bildirilmektedir.

e) Gerçek mazeretleri bulunduğu, çaresizlik içinde oldukları için müslümanların arasına, din ve vicdan hürriyetinin bulunduğu ülkelere göç edemeyen müminler. Allah bunlara da af ve mağfiret ümidi vermekle beraber, imkân bulduklarında hicret etmelerini teşvik etmekte, yeryüzünde hürriyet içinde yaşayabilecekleri yerlerin bulunduğunu bildirmektedir.

f) Hicret yolunda ölenler. Bunlar da niyetlerine göre ödüllendirilecek, Allah tarafından muhacir muamelesine tâbi tutulacaklardır.

“Özür sahibi olanlar”dan maksat, özellikle âmâ olanlar, genel olarak da savaşa katılmayı engelleyecek bir vücut ârızası bulunanlardır. Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerîm’i yazdırdığı vahiy kâtiplerinden biri olan Zeyd b. Sâbit, bu kayıtla ilgili olarak şu önemli açıklamayı yapmıştır: Resûlullah cihad edenlerle oturanların eşit olmadıklarını bildiren âyeti bana yazdırırken gözleri görmeyen Abdullah İbn Ümmü Mektûm çıkageldi ve “Ey Allah’ın resulü! Yemin ederim ki, eğer görseydim ben de cihada katılırdım” dedi. Bunun üzerine Resûlullah’ın dizi benim dizimin üzerinde iken vahiy gelmeye başladı, bacağıma öylesine bir ağırlık çöktü ki uyluk kemiğim kırılacak sandım. Sonra Resûlullah’ın üzerinden bu hal giderildi ve “özür sahibi olmaksızın” kaydı geldi (Buhârî, “Tefsîr”, 4/18). Buhârî’nin aynı bölümde kaydettiği bir rivayete göre bu olay Bedir Savaşı sırasında cereyan etmiştir; “oturup kalanlar”dan maksat da bu savaşa katılmayanlardır.

Âyet İslâm’daki eşitlik kavramına da açıklık getirmektedir; temel insan haklarında bütün insanlar eşit olmakla beraber liyakat, ehliyet ve çaba ile elde edilen faziletlere bağlı haklarda hem müminlerle diğerleri hem de cihad edenle etmeyen müminler birbirine eşit değildirler.

Bu bağlamda mücahid, değerleri korumak için yapılan savaşa bizzat katılan, canını tehlikeye atan kimsedir. Malı ve vergisiyle savaşa katkı yapan veya mazereti sebebiyle fiilen savaşa katılamayan kimseler, büyük ecir alsalar bile fiilen savaşa katılan mücahidlerin derecesine ulaşamazlar (cihad hakkında ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/200; Mâide 5/35; Tevbe 9/73).

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 122-123

Kaynak: Diyanet Kur’an Yolu tefsiri (aynı tefsir grubu, tefsirdeki atıf veya ters atıf).

Tevbe 9/118 · tefsir atıfı

وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذٖینَ خُلِّفُواؕ حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَیْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَیْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّٓوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَیْهِؕ ثُمَّ تَابَ عَلَیْهِمْ لِیَتُوبُواؕ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖیمُࣖ

Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah(ın azabın)dan yine ona sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

Tevbe 9/119 · tefsir atıfı

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖینَ

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Tevbe 9/120 · tefsir atıfı

مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَدٖینَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ یَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا یَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهٖؕ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا یُصٖیبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَلَا یَطَؤُ࣒نَ مَوْطِئًا یَغٖیظُ الْكُفَّارَ وَلَا یَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَیْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهٖ عَمَلٌ صَالِحٌؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یُضٖیعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖینَۙ

Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah'ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel (in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.

Fetih 48/16 · tefsir atıfı

قُلْ لِلْمُخَلَّفٖینَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو࣑لٖی بَاْسٍ شَدٖیدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ یُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُطٖیعُوا یُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًاۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّیْتُمْ مِنْ قَبْلُ یُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلٖیمًا

Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: "Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır."

Fetih 48/17 · tefsir atıfı

لَیْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرٖیضِ حَرَجٌؕ وَمَنْ یُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ یُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ یَتَوَلَّ یُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَلٖیمًاࣖ

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.

Âl-i İmrân 3/200 · tefsir atıfı

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Mâide 5/35 · tefsir atıfı

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَیْهِ الْوَسٖیلَةَ وَجَاهِدُوا فٖی سَبٖیلِهٖ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

Tevbe 9/73 · tefsir atıfı

یَٓا اَیُّهَا النَّبِیُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقٖینَ وَاغْلُظْ عَلَیْهِمْؕ وَمَاْوٰیهُمْ جَهَنَّمُؕ وَبِئْسَ الْمَصٖیرُ

Ey peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!

Hac 22/39 · bu âyete atıf yapan tefsir

اُذِنَ لِلَّذٖینَ یُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواؕ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَدٖیرٌۙ

Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.

Hac 22/40 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖینَ اُخْرِجُوا مِنْ دِیَارِهِمْ بِغَیْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ یَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُؕ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِـعُ وَبِیَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ یُذْكَرُ فٖیهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖیرًاؕ وَلَیَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ یَنْصُرُهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِیٌّ عَزٖیزٌ

Onlar, haksız yere, sırf, "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

Hac 22/41 · bu âyete atıf yapan tefsir

اَلَّذٖینَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِی الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِؕ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah'a aittir.

Hac 22/77 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَیْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.

Hac 22/78 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَجَاهِدُوا فِی اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖؕ هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَیْكُمْ فِی الدّٖینِ مِنْ حَرَجٍؕ مِلَّةَ اَبٖیكُمْ اِبْرٰهٖیمَؕ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖینَ مِنْ قَبْلُ وَفٖی هٰذَا لِیَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖیدًا عَلَیْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَقٖیمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِؕ هُوَ مَوْلٰیكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖیرُ

Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

Hadîd 57/10 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مٖیرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ لَا یَسْتَوٖی مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَؕ اُو࣑لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذٖینَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواؕ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىؕ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖیرٌࣖ

Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Saff 61/10 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْجٖیكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖیمٍ

Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?

Saff 61/11 · bu âyete atıf yapan tefsir

تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجَاهِدُونَ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْؕ ذٰلِكُمْ خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ

Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

Saff 61/12 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَیُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَا‌كِنَ طَیِّبَةً فٖی جَنَّاتِ عَدْنٍؕ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖیمُۙ

(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.

Saff 61/13 · bu âyete atıf yapan tefsir

وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاؕ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖیبٌؕ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖینَ

Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke'nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele!

Saff 61/14 · bu âyete atıf yapan tefsir

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَ لِلْحَوَارِیّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓی اِلَى اللّٰهِؕ قَالَ الْحَوَارِیُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَ وَكَفَرَتْ طَٓائِفَةٌۚ فَاَیَّدْنَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖینَ

Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, "Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havariler de, "Biz Allah'ın yardımcılarıyız" demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkar etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

Aşağıdaki cümleler Diyanet tefsir metninden alınmıştır.

Sonra Resûlullah'ın üzerinden bu hal giderildi ve “özür sahibi olmaksızın” kaydı geldi (Buhârî, “Tefsîr”, 4/18).

Buhârî'nin aynı bölümde kaydettiği bir rivayete göre bu olay Bedir Savaşı sırasında cereyan etmiştir;

Yapay zekadan faydalanılmıştır. Hata olabilir. Lütfen hata varsa bildiriniz.

Hata Bildir

Bu âyette ne hatalı?