Furkân 1 · sayfa 359
تَبَارَكَ الَّذٖی نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِهٖ لِیَكُونَ لِلْعَالَمٖینَ نَذٖیرًاۙ
Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir.
الْفُرْقَانِ
Okuma 1 / 6 Sonraki
Furkân 1 · sayfa 359
تَبَارَكَ الَّذٖی نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِهٖ لِیَكُونَ لِلْعَالَمٖینَ نَذٖیرًاۙ
Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir.
Furkân 2 · sayfa 359
اَلَّذٖی لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ یَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ یَكُنْ لَهُ شَرٖیكٌ فِی الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَیْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدٖیرًا
O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O her şeyi yaratmış ve yarattığı O şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.
Furkân 3 · sayfa 360
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً لَا یَخْلُقُونَ شَیْـًٔا وَهُمْ یُخْلَقُونَ وَلَا یَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا یَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَیٰوةً وَلَا نُشُورًا
(İnkar edenler), Allah'ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.
Furkân 4 · sayfa 360
وَقَالَ الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌࣙ افْتَرٰیهُ وَاَعَانَهُ عَلَیْهِ قَوْمٌ اٰخَرُونَۚۛ فَقَدْ جَٓاؤُ࣒ ظُلْمًا وَزُورًاۚۛ
İnkar edenler, "Bu Kur'an, Muhammed'in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir" dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
Furkân 5 · sayfa 360
وَقَالُٓوا اَسَاطٖیرُ الْاَوَّلٖینَ اكْتَتَبَهَا فَهِیَ تُمْلٰى عَلَیْهِ بُكْرَةً وَاَصٖیلًا
"(Bu Kur'an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır" dediler.
Furkân 6 · sayfa 360
قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذٖی یَعْلَمُ السِّرَّ فِی السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ اِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحٖیمًا
(Ey Muhammed!), De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Furkân 7 · sayfa 360
وَقَالُوا مَالِ هٰذَا الرَّسُولِ یَاْكُلُ الطَّعَامَ وَیَمْشٖی فِی الْاَسْوَاقِؕ لَوْلَٓا اُنْزِلَ اِلَیْهِ مَلَكٌ فَیَكُونَ مَعَهُ نَذٖیرًاۙ
Dediler ki: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda, pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!"
Furkân 8 · sayfa 360
اَوْ یُلْقٰٓى اِلَیْهِ كَنْزٌ اَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ یَاْكُلُ مِنْهَاؕ وَقَالَ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا
"Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya! "Zalimler (inananlara): "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Furkân 9 · sayfa 360
اُنْظُرْ كَیْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا یَسْتَطٖیعُونَ سَبٖیلًاࣖ
(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.
Furkân 10 · sayfa 360
تَبَارَكَ الَّذٖٓی اِنْ شَٓاءَ جَعَلَ لَكَ خَیْرًا مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ وَیَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا
Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah'ın şanı yücedir.
Furkân 11 · sayfa 360
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعٖیرًاۚ
Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.
Furkân 12 · sayfa 361
اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعٖیدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَیُّظًا وَزَفٖیرًا
Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
Furkân 13 · sayfa 361
وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَیِّقًا مُقَرَّنٖینَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًاؕ
Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler
Furkân 14 · sayfa 361
لَا تَدْعُوا الْیَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثٖیرًا
(Kendilerine) "Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, bir çok kere yok olmayı isteyin!" (denir.)
Furkân 15 · sayfa 361
قُلْ اَذٰلِكَ خَیْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتٖی وُعِدَ الْمُتَّقُونَؕ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَصٖیرًا
De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen ebedilik cenneti mi?" Orası onlar için bir mükafaat ve varılacak bir yerdir.