Ankebût 1 · sayfa 396
الٓمٓࣞ
Elif Lâm Mîm.
الْعَنْكَبُوتِ
Okuma 1 / 5 Sonraki
Ankebût 1 · sayfa 396
الٓمٓࣞ
Elif Lâm Mîm.
Ankebût 2 · sayfa 396
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ یُتْرَكُٓوا اَنْ یَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا یُفْتَنُونَ
İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.
Ankebût 3 · sayfa 396
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَیَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖینَ صَدَقُوا وَلَیَعْلَمَنَّ الْكَاذِبٖینَ
Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
Ankebût 4 · sayfa 396
اَمْ حَسِبَ الَّذٖینَ یَعْمَلُونَ السَّیِّــَٔاتِ اَنْ یَسْبِقُونَاؕ سَٓاءَ مَا یَحْكُمُونَ
Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar. Ne kötü hükmediyorlar!
Ankebût 5 · sayfa 396
مَنْ كَانَ یَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍؕ وَهُوَ السَّمٖیعُ الْعَلٖیمُ
Her kim Allah'a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Ankebût 6 · sayfa 396
وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا یُجَاهِدُ لِنَفْسِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِیٌّ عَنِ الْعَالَمٖینَ
Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah âlemlere muhtaç değildir.
Ankebût 7 · sayfa 397
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَیِّــَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِیَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذٖی كَانُوا یَعْمَلُونَ
İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
Ankebût 8 · sayfa 397
وَوَصَّیْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَیْهِ حُسْنًاؕ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بٖی مَا لَیْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاؕ اِلَیَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.
Ankebût 9 · sayfa 397
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِی الصَّالِحٖینَ
İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler (iyiler) arasına sokacağız.
Ankebût 10 · sayfa 397
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو࣒ذِیَ فِی اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِؕ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَیَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْؕ اَوَلَیْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فٖی صُدُورِ الْعَالَمٖینَ
İnsanlardan öyleleri vardır ki, "Allah'a inandık" derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, "Biz de sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?
Ankebût 11 · sayfa 397
وَلَیَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَلَیَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقٖینَ
Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.
Ankebût 12 · sayfa 397
وَقَالَ الَّذٖینَ كَفَرُوا لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَبٖیلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَایَاكُمْؕ وَمَا هُمْ بِحَامِلٖینَ مِنْ خَطَایَاهُمْ مِنْ شَیْءٍؕ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
İnkar edenler iman edenlere, "Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim" derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
Ankebût 13 · sayfa 397
وَلَیَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْؗ وَلَیُسْـَٔلُنَّ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ عَمَّا كَانُوا یَفْتَرُونَࣖ
Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.
Ankebût 14 · sayfa 397
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖیهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖینَ عَامًاؕ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
Andolsun, biz Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Ankebût 15 · sayfa 398
فَاَنْجَیْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفٖینَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰیَةً لِلْعَالَمٖینَ
Biz de onu (Nûh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.