Fussilet 1 · sayfa 477
حٰمٓؕ
Hâ Mîm.
فُصِّلَتْ
Okuma 1 / 4 Sonraki
Fussilet 1 · sayfa 477
حٰمٓؕ
Hâ Mîm.
Fussilet 2 · sayfa 477
تَنْزٖیلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِۚ
Bu Kur'an, Rahmân ve Rahîm olan Allah'tan indirilmedir.
Fussilet 3 · sayfa 477
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰیَاتُهُ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا لِقَوْمٍ یَعْلَمُونَۙ
Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur'an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.
Fussilet 4 · sayfa 477
بَشٖیرًا وَنَذٖیرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا یَسْمَعُونَ
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.
Fussilet 5 · sayfa 477
وَقَالُوا قُلُوبُنَا فٖٓی اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَیْهِ وَفٖٓی اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَیْنِنَا وَبَیْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ
Dediler ki: "(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O halde sen (istediğini) yap, şüphesiz biz de (istediğimizi) yapacağız."
Fussilet 6 · sayfa 477
قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا࣑ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ یُوحٰٓى اِلَیَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقٖیمُٓوا اِلَیْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُؕ وَوَیْلٌ لِلْمُشْرِكٖینَۙ
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!"
Fussilet 7 · sayfa 477
اَلَّذٖینَ لَا یُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkar ederler.
Fussilet 8 · sayfa 477
اِنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَیْرُ مَمْنُونٍࣖ
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfât vardır.
Fussilet 9 · sayfa 477
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذٖی خَلَقَ الْاَرْضَ فٖی یَوْمَیْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُٓ اَنْدَادًاؕ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَمٖینَۚ
De ki: "Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir."
Fussilet 10 · sayfa 477
وَجَعَلَ فٖیهَا رَوَاسِیَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فٖیهَا وَقَدَّرَ فٖیهَٓا اَقْوَاتَهَا فٖٓی اَرْبَعَةِ اَیَّامٍؕ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِلٖینَ
O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.
Fussilet 11 · sayfa 477
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِیَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِیَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًاؕ قَالَتَٓا اَتَیْنَا طَٓائِعٖینَ
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.
Fussilet 12 · sayfa 478
فَقَضٰیهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖی یَوْمَیْنِ وَاَوْحٰى فٖی كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاؕ وَزَیَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْیَا بِمَصَابٖیحَࣗ وَحِفْظًاؕ ذٰلِكَ تَقْدٖیرُ الْعَزٖیزِ الْعَلٖیمِ
Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.
Fussilet 13 · sayfa 478
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَؕ
Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki, "Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."
Fussilet 14 · sayfa 478
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَیْنِ اَیْدٖیهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَؕ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ
Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından gelmiş, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin" demişler, onlar da, "Eğer Rabbimiz dileseydi (Peygamber olarak) melekler indirirdi. Bu sebeple biz sizinle gönderilenleri inkar ediyoruz" demişlerdi.
Fussilet 15 · sayfa 478
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِی الْاَرْضِ بِغَیْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًؕ اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖی خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًؕ وَكَانُوا بِاٰیَاتِنَا یَجْحَدُونَ
Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.