Bilişim teknolojileri ve eğitim dünyasının içinden biri olarak, dijitalleşmenin toplum üzerindeki etkilerini analiz ettiğimizde karşılaştığımız en kritik sorunlardan biri "mahremiyetin yıkımıdır". Bugün internet, sadece bilgiye ulaşılan bir ağ olmaktan çıkmış; algıların yönetildiği, hayatların pazarlandığı bir sahneye dönüşmüştür. Bu sahnede en çok yara alan kurum ise ailedir. Sosyal medya fenomenliği uğruna aile hayatının tüm detaylarının dijital bir vitrine dönüştürülmesi, hem pedagojik hem teknik hem de İslami açıdan ciddi tehlikeler ve çelişkiler barındırmaktadır.
Unutulan bir gerçek var o da dijital ayak izi silinmez. İnternete yüklenen bir veri, artık sizin kontrolünüzden çıkar ve sunucuların kalıcı hafızasına yerleşir. Bu gerçeklik ışığında aile fenomenliğinden kaynaklanan tehlikelere değinecek olursak:
Çocukların Dijital İhlali: Ebeveynler, kendi rızalarıyla hayatlarını paylaşırken, henüz karar verme yetisine sahip olmayan çocuklarının hayatlarını da milyarlarca insanın erişimine açmaktadır. Bir çocuğun ağlaması, ilk adımları, ev içindeki en doğal halleri birer "içerik" malzemesi yapılmaktadır. Bu durum, çocuğun gelecekteki dijital kimliğini ve psikolojik gelişimini doğrudan tehdit eden bir siber istismardır.
Kusursuzluk Yalanı ve Yabancılaşma: Sosyal medyada sergilenen aile profilleri, filtrelenmiş ve kurgulanmış anlardan ibarettir. Bu durum, hem takip eden kitlede "neden benim ailem böyle değil" algısıyla psikolojik çöküntülere yol açmakta hem de içeriği üreten ailenin kendi gerçeğine yabancılaşmasına, ev içi huzurun yerini "kamera önü performansına" bırakmasına neden olmaktadır.
Algoritma Köleliği: Sosyal medya algoritmaları, daha fazla etkileşim için her zaman daha "uç" veya daha "özel" olanı talep eder. Başlangıçta masum olan paylaşımlar, zamanla sınırların esnemesine ve evin en mahrem odalarının dahi birer yayın stüdyosuna dönüşmesine yol açar.
Reyting Uğruna Yapılan Saygısızlık: Sosyal medya platformlarında "etkileşim" (beğeni, izlenme ve yorum) kazanmanın en kestirme yollarından biri ne yazık ki duyguları sömürmektir. Son dönemde bunun en acı örneklerini; karı-koca veya gelin-kaynana ilişkilerinin birer "eşek şakasına" malzeme edilmesinde görüyoruz. Aile içi hürmet ve muhabbetin yerini; kamerayı gizleyip eşini veya aile büyüğünü korkutarak, kızdırarak ya da küçük düşürerek elde edilen ucuz reytingler almıştır. İnternetteki mahremiyet ihlalleri her zaman dışarıdan gelen siber saldırılarla olmaz; çoğu zaman bizzat aile üyeleri tarafından, rıza dışı kayıtlarla yapılır. Bir eşin korktuğu, sinirlendiği veya hazırlıksız yakalandığı en savunmasız anının kaydedilip milyonlara servis edilmesi, açık bir dijital şiddet ve ifşadır. Unutulmamalıdır ki dijital dünya hiçbir şeyi unutmaz. Bugün üç-beş beğeni uğruna paylaşılan o küçük düşürücü videolar, dijital ayak izi olarak kalacak ve yarın o ailenin çocuklarının karşısına silinmez birer utanç vesikası olarak çıkacaktır.
İslamiyet, aileyi ve evi bir sığınak olarak kabul eder. Aile içi ilişkiler, eşlerin birbirine olan muamelesi ve ev hayatı dokunulmazdır. İslam, mahremiyeti sadece bedenin örtülmesi olarak değil; hayatın, sırların ve hanenin de örtülmesi, korunması olarak tanımlar. Yüce Allah (cc), evlerin birer mahremiyet alanı olduğunu ve bu alanın izinsiz aşılamayacağını şu ayetle çok net bir şekilde ortaya koyar:
"Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selâm vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin. Sizin için daha iyi olanı budur; umulur ki düşünüp anlarsınız." (Nûr Suresi, 27)
Fiziksel olarak bir başkasının evine izinsiz girmek nasıl yasaksa, evin içini, aile yaşantısını veya sofradaki en özel anları bir kamera aracılığıyla milyonlarca "yabancının" nazarına sunmak da bu ayetin ruhuna tamamen aykırıdır. Ev, gösteriş yeri değil, sükûnet ve mahremiyet yeridir.
Yüce Allah, eşlerin birbirine olan bağını ve mahremiyetini Kuran-ı Kerim'de muazzam bir benzetmeyle ifade eder:
"..Onlar (kadınlar) sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.." (Bakara Suresi, 187)
Elbisenin amacı bedeni korumak, kusurları örtmek ve kişiye vakar katmaktır. Ancak bugün sosyal medyada eşine ağır şakalar yapıp onun zaaflarını ifşa edenler, birbirinin "elbisesi" olmak yerine, birbirinin örtüsünü yırtarak hanenin mahremini el âleme rezil etmektedir.
Sırf izlenme sayısını artırmak için eşini veya aile büyüğünü korkutmak, İslam ahlakıyla bağdaşmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda çok net bir uyarıda bulunmuştur:
"Bir Müslümanın, başka bir Müslümanı korkutması helal değildir." (Ebû Dâvûd, Edeb, 85)
Gelin-kaynana veya eşler arasındaki çatışmaların, kurgusal ya da gerçek fark etmeksizin kameraya alınıp alay konusu yapılması Kuran'ın şu kesin emrini ihlal etmektir:
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin..." (Hucurât Suresi, 11)
Kendi ailesinin hallerini bile isteye ifşa eden bir zihniyet, "..Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter." (Buhârî, Mezâlim, 3) hadisindeki örtme ahlakını kendi elleriyle yıkmaktadır.
Bir eğitimci ve bilişimci gözüyle altını çizmek gerekir ki; teknolojiyi kullanmakla, teknolojinin ve algoritmaların oyuncağı olmak arasında ince bir çizgi vardır. Aile içi ilişkiler tıklanma sayılarına kurban edilecek bir eğlence aracı değil; sevgi, saygı ve "örtme" ahlakıyla korunması gereken mukaddes bir emanettir.
Allah (cc) hanemizi ve bizleri her türlü şerden muhafaza eylesin. Amin.